Güncel Başlıklar:
kürt yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kürt yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ozan Deniz Sarıtop Şiirleri

kürdi edep 26 Aralık 2015 Cumartesi 17:51

26 Aralık 2015 Cumartesi




Ozan Deniz Sarıtop
Kürt asıllı Filozof  ve Şairdir.
05 Mart 1982 yılında Diyarbakır'ın Kulp (Pasur) ilçesinde doğdu.

Ozan Deniz Sarıtop Sözleri

Bestelenmiş Şiirleri
Kara Gözlü Esmer Çocuk



( ... )

Dört mevsim
Ölüm haberleri savrulur radyolardan her saat başı
Sokak lâmbaları amansız bir bekleyiş içinde
Alacakaranlığını kesiyor şehrin
Bense hayali bir tren istasyonunda
Kayıp gölgesini besliyorum doğmamış güneşin
Ve köprüler kuruyorum
Sınırların gönül bağından kopuk
Hürriyete açılan vagonlar kapısına...

Ozan Deniz Sarıtop



Dedim

dedim; ümidi ölüm bile öldüremez.
dedim; bu kavga; emeğin, ekmeğin, onurun
ve bilhassa dünyanın bütün kederlerinin
bütün çaresizliklerinin, emperyalizme karşı
karanlığın tam ortasında, ilk ışınlarını köpüren
bir zafer çığlığıdır.

Ozan Deniz Sarıtop



Göçebe

Eksilip zamana
Bir anka kuşu sesinde ardıma düşüyorsun
Ben, şiiri katledilmiş bir coğrafyayım artık
Paslı sözcüklerin rivayeti dolanıyor yalnızlığımda
Ölülerin ezberinde susla dokunuyorum hayata
İkindilerin ALLAH'ı çağırdığı duadayım
Dilim lâl...

Ozan Deniz Sarıtop



İsyan Demircileri

sözcüklerimizle karanlığı ezip geçtik
artık önümüz hep aydınlık.
yüreğimizden dünyaya
pahalı sevgiler ışıldıyor.

bir barış türküsüdür;
baharda açan çiçek
mavilikte uçan kuş
toprakta börtü böcek.

yaşamak, fırından yeni çıkmış ekmek gibi
sıcak ve doyumsuz,
ümitli bir şey.

yaşamak, alın akı hürriyet.

Ozan Deniz Sarıtop



Güz Takvimi

Ayaklarına sürgün yol büyüten
Issızlıklardan gelen bir garip adem'im ben
Kendi içinde kendini arayan.
Herkesin "bizden değildir" diye ufaladığı
Meçhul bir adem.

Uzun uzun bir hikayedir;
Zulüm, kan, gözyaşı
Gecenin kederinde pimi çekilmiş zifiri
Bu çığırtkan sessizlik
Bu yeraltı uykusu...

Uzun uzun bir hikayedir;
Göğsümde çiğnenen bu kalp ağrısı...

Bir yalnız bırakılmayım
Aklımın sınırlara bölüşülmüş coğrafyasında.
Kendime yeni bir ülke düşünüyorum
Umut düşü maviliklerinde...

Ozan Deniz Sarıtop



Gün Gelir

Gün gelir
Umut, toprakta bir tohum gibi
Filiz verir
Yeşerir, büyür
Kök salar dünyanın dört bir yanına
Gün gelir
Kalpte aşk, yürekte vicdan
Buluşur insanla yeniden...

Ozan Deniz Sarıtop



Babamın Ölüsü

başımız sağolsun Kani Amca
ömrümüzden bir gün daha eksildi.

dün'ün yüz görümlük sevinci
bugün'ün ağır aksak hüzün karası.
yürüyoruz, sesimizin soluğumuzla birleştiği yerde
dünyaya açan  her sözcük, anlamı teğet geçiyor
kızıl bir şaşkınlık mağlubiyetidir yitirdiklerimiz
yürüyoruz, yitirdiklerimizin peşinden
bir kez daha başımız sağolsun Kani Amca.

acının tuhaf bir serzenişi var Kani Amca
acının tuhaf bir yarası var.
acı çeken iki dünya arasında bir salıncakta
kendi kaderiyle baş başa,
sallanır durur.

acının tufaf bir iklimi var Kani Amca.

Ozan Deniz Sarıtop



Beklenen

sevginin kalplere ekildiği gün
insanlar bütün kötü alışkanlıklardan sıyrılıp
düşünmeyi öğrenecekler.

sevginin kalplerde filiz verip çiçek açtığı gün
insanlar yeryüzünün bütün renkleriyle kucaklaşıp
sınırları ortadan kaldıracaklar.

sevginin kalplerde bir bahar mevsimine dönüştüğü gün
insanlar dünyaya yeniden gelmiş gibi
huzur, barış ve sağlık içinde yaşayacaklar.

sevginin kalplerde taht kurduğu gün
o gün, adalet mülküdür.
kral ve köleler aynı kaptan yemek yiyecekler.

Ozan Deniz Sarıtop



İçimizdeki Göç

çaresizliğin su götürmez yarını
iflah olmaz bir duymazlıktır gayrı.
şu ölü yalnızlığın ardından
dünyayı saran koca bir sessizlik
sonu olmaz bir çöl yangını.

kızıl bir şaşkınlık mağlubiyeitdir
acının kehanetleri.
kader takvimleri üzerinde
bin yıllık bir gelenek  "örf, adet, töre"
kendi tarihine yol iz bilmez
büyük bir yanılgıdır şimdi.

Ozan Deniz Sarıtop



//...//

Hüzün çanağı yalnızlık
Yasaklarla büyütüldü
Bir gece vakti
Katledildi suya inen çocuklar

II

Tellâl haber saldı dağlara
Siyahlar giyildi, ağıtlar yakıldı
Kızıl bir dem kaldı geriye...

Ozan Deniz Sarıtop



Sıla Mektubu

Sırça
Oylum dişine
Mavi su
Yeşil vadi
Eteklerinde bereketli toprağın
Yüzünde ay ışığın
Kazınıp da içine diri diri konduğum
    Hülyasına
        Gamzesine
             Ben kurban

Sinemi daraltır
Kanımı kurutur
Hasrete dört mevsim
Dört koca asır kararır
Ele güne karşı
Muradım sararır
    Endamına
       Zülfüne
            Ben kurban.

Ozan Deniz Sarıtop



Eylül Sarısı

Firari aşklar kozasında
Sus yaktım kalbime
Saçlarım eylül sarısı
Bir yalnızlık kokuyor şimdi
Nerdesin ?

Ozan Deniz Sarıtop



Cesareti Taçlandır

korkaklar, kedilerden kaçan fareler gibi
bütün bir ömrü yeraltı sığınaklarında geçirdiler.
aşkın ve aydınlanmanın şuuru yüz çevirdi karanlıklardan.
korkaklar, ne sevdi ne sevildi.
karanlığın içinde  birer sığıntıydılar. "karanlığın hikayesi  yoktu."
gerçeğin ve aydınlanmanın şuuru yüz çevirdi karanlıklardan.

cesareti taçlandır
çatırdasın mazlumun öfkesinden firavun sarayları.
ulu zaferlerin baharı bir tohum gibi kök salsın toprağa.

Ozan Deniz Sarıtop











yorum | | Devamı...

Başka Yarınlar - Celaleddin Rumi

Unknown 6 Ekim 2015 Salı 20:11

6 Ekim 2015 Salı



Başka Yarınlar

Bugün yüzünde bir başka güzellik var senin,
bugün dudağında başka bir tad var,
boyunda başka bir yücelik.
Bugün kırmızı gülün bir başka daldan.

Ayın gökyüzüne bugün sığmamış.
Göklere benzeyen göğsün bugün daha geniş.
Hangi yanından kalktın bu sabah, söyle,
bir başka kavga var dünyada senin yüzünden,
dünyada bir başka gidiş

Biz senin gözlerinden gördük
arslanlara meydan okuyan o ceylanı,
Başka bir ovası var o ceylanın bugün
iki cihandan da dışarı

Seven insanın ayağı mı yok,
işte ona ölümsüzlük kapandı.
Yukarlarda onunla uçar gider.

Gözlerinin denizinde onu arama.
Oinci bir başka denizde.

Bakarsın bugün sever bu yürek,
yarın sevilir bakarsın.

Yüreğimin özünde başka yarınlar var.

Celaleddin Rumi

yorum | | Devamı...

Yüreğim Uyan - Feqiye Teyran

Unknown 30 Eylül 2015 Çarşamba 14:22

30 Eylül 2015 Çarşamba




Yüreğim Uyan

Yüreğim uyan yüreğim uyan.
Gözlerdeki gece gibi
Uykuda kalma...
Namazda bizimle yar ol.

Feqiye Teyran

yorum | | Devamı...

İsyan Demircileri

Unknown 25 Haziran 2015 Perşembe 02:34

25 Haziran 2015 Perşembe




İsyan Demircileri

sözcüklerimizle karanlığı ezip geçtik
artık önümüz hep aydınlık.
yüreğimizden dünyaya
pahalı sevgiler ışıldıyor.

bir barış türküsüdür;
baharda açan çiçek
mavilikte uçan kuş
toprakta börtü böcek.

yaşamak, fırından yeni çıkmış ekmek gibi
sıcak ve doyumsuz,
ümitli bir şey.

yaşamak, alın akı hürriyet.

Ozan Deniz Sarıtop
yorum | | Devamı...

Babamın Ölüsü

Unknown 10 Mart 2015 Salı 10:04

10 Mart 2015 Salı


Yaranın acısı geçer de, acının yarası bir ömür boyu kapanmaz. Ozan Deniz Sarıtop


Babamın Ölüsü

başımız sağolsun Kani Amca
ömrümüzden bir gün daha eksildi.

dün'ün yüz görümlük sevinci
bugün'ün ağır aksak hüzün karası.
yürüyoruz, sesimizin soluğumuzla birleştiği yerde
dünyaya açan  her sözcük, anlamı teğet geçiyor
kızıl bir şaşkınlık mağlubiyetidir yitirdiklerimiz
yürüyoruz, yitirdiklerimizin peşinden
bir kez daha başımız sağolsun Kani Amca.

acının tuhaf bir serzenişi var Kani Amca
acının tuhaf bir yarası var.
acı çeken iki dünya arasında bir salıncakta
kendi kaderiyle baş başa,
sallanır durur.

acının tuhaf bir iklimi var Kani Amca.

Ozan Deniz Sarıtop


yorum | | Devamı...

Bir eylemin bir gerçeği olabilirsiniz ama asla bir eylemi bir devrime dönüştürebilecek bilgiye sahip değilsiniz. Ozan Deniz Sarıtop

Unknown 4 Mart 2015 Çarşamba 05:28

4 Mart 2015 Çarşamba



Bir eylemin bir gerçeği olabilirsiniz ama asla bir eylemi bir devrime dönüştürebilecek bilgiye sahip değilsiniz. Ozan Deniz Sarıtop


yorum | | Devamı...

Zulüm karşısında sessizliğini koruyarak barışın gelmesini bekleyenler, şizofrenik hastalığın ilk belirtileridir. Ozan Deniz Saritop

Unknown 11 Şubat 2015 Çarşamba 20:25

11 Şubat 2015 Çarşamba



Zulüm karşısında sessizliğini koruyarak barışın gelmesini bekleyenler, şizofrenik hastalığın ilk belirtileridir. Bu durum olsa olsa, kölelik bilincini kendilerine aşılamış aciz yaratıkların, emir komutayla yürümelerinden başka bir şey değildir. Ozan Deniz Sarıtop


yorum | | Devamı...

Açlık Yenilgisi

Unknown 2 Şubat 2015 Pazartesi 16:27

2 Şubat 2015 Pazartesi



Açlık Yenilgisi

benim bile adını bilmediğim
bir sözcük korosu var havada
bütün ezberlerin nihayetinde
sabır ile yontuluyor...

aç gözlerini
ey pazar sabahlarının uykusu
-ekmek, zeytin, çay-
karın boşluğumda
asırlar
medeniyetler çatışıyor.

günahlarımdan kalma
eski bir kitabeyim
sevaplarımın baş ucunda

....
hiçbir aynaya yansımazdı suretim
yüzümü çevirmeseydim ay'a.

aç gözlerini
ey pazar sabahlarının uykusu
-ekmek, zeytin, çay-
karın boşluğumda
asırlar
medeniyetler çatışıyor...

Ozan Deniz Sarıtop


* * * * * * *

The Defeat Of Hunger

there is a chorus of the words in the air
which even me, i don't know its name
in the end of all the memorizes
it is being sharpened with the patience

open your eyes
hey, the sleep of the sunday's mornings
bread, olive, tea
in the pit of my stomach
the centuries
the civilisations are colliding

remaining from my sins
i'm an ancient epitaph
close to my good deeds

....
my image wouldn't be reflected on any mirrors
if i hadn't turned my face to the moon

open your eyes
hey, the sleep of the sunday's mornings
bread, olive, tea
in the pit of my stomach
the centuries
the civilisations are colliding

Ozan Deniz Saritop

yorum | | Devamı...

Düşler - Nazand Begikhani



Düşler

İzlemek isterdim düşlerimin ayak izlerinde
düşlerimden çerçevelemek için bu günümü
sözcüklerimi dikmek için
onların toprağına
düş-yıldızlarından bir kolye takmaya
bir bağlantı kurmak için ayla
ve uçmak için mavi boşlukta

Geçmiş tırmalanmış yumruklarıyla
bugün onun budalaca gaddarlığıyla
gelecek onun kuşkuları ve gizemleriyle
onlar nereye götürürler beni?
Bir paslanmanın zamanına!

Yaşamsüresi, Arzu, Taş
Herşeyin belirlenmiş kendi boşluğu var
herşeyin kendi rengi ve donukluğu var

herşeyin düşlerden başka
belirtisiz, akıl ermez, ebedi
İşitiyormusun düşlerinin ayak izlerini?
İşitiyormusun nefesinin mırıltılarını?
Onlar yanında yürüyorlar senin,
bitişik yatıyorlar sana,
herzaman hamile bırakılmışlardır senin içinde
beklenmedik sevincin tohumlarıyla
İzlemek isterdim düşlerimin ayak izlerinde

Ayrıntılarıyla planladığım bir boşlukta
Cennetin bahçesinden bir elma yediğim düşlerde
Dönüştüğüm bir meleğe
Tanrıyı ve yılanı barıştırdığım
düşlerimde
günahlarını arıttığım Havva’nın
ve geri döndürdüğüm Adem’i cennete

Bir serap olurum ben düşlerimde
elinden tutarım yağmuru
ve serbest bırakırım çölün üstünde
düşlerde
sabah çiyi olurum ışıldayan kumun kirpiklerinin üzerinde

Ruhuma yaklaşırım düşlerde
ışıktan bir çağlayan olurum
çaprazlarım uzak mesafeleri
ve bir şiirden sözcükler oyarım Judea’nın kayalarına

İzlemek isterdim düşlerimin ayak izlerini
sözcüklere dönüştürmek kendimi
gizlice kendimi koymak şiirin içersine
Bak, takıyorum sözcüklerden kolyemi

Sözcüklerden geri çalarım kendime gizlice düşlerde.

Nazand Begikhani
yorum | | Devamı...

Rivayet - Ozan Deniz Sarıtop

Unknown 1 Şubat 2015 Pazar 16:24

1 Şubat 2015 Pazar


Rivayet

Ahir zaman mektebinde
Şiir üzen kadın gözleri
Yosun tutmuş...

Ozan Deniz Sarıtop


yorum | | Devamı...

Sanık - Ozan Deniz Sarıtop

Unknown 27 Ocak 2015 Salı 17:55

27 Ocak 2015 Salı


Sanık

En son sözü şiir söyleyecekti
Şayet öldürülmeseydi şair...

Ozan Deniz Sarıtop


yorum | | Devamı...

Meyma - Ozan Deniz Sarıtop


Meymâ

Sussam, yer yarılacak
Konuşsam, gök yankılanacak
Aklım pir
Aklım bir derviş...

Ozan Deniz Sarıtop


yorum | | Devamı...

Sözlü ve Yazılı Kürt Edebiyatı

Unknown 23 Ocak 2015 Cuma 07:32

23 Ocak 2015 Cuma



Sözlü ve Yazılı Kürt Edebiyatı

Başlangıcından I. Dünya Savaşı'na Kadar Yazılı Aydın Edebiyatı
Sözlü edebiyatın bolluğu ve zenginliği, yazılı edebiyatı gözden kaçırmamıza sebep olmamalı. Yazılı edebiyat, ilk kez Erzurum'da Rus konsolosu olarak vazife yapan Polonyalı A. Jaba tarafından günışığına çıkarılmıştır. O zamandan beri araştırmalar devam etmiş, bilgimiz genişlemiştir. Bu konuda Moskova'da yazılmış bir eser hakkında henüz bilgi sahibi oldum; fakat ondan önce basılmış olan en kapsamlı kitap, Bağdat'da 1933 senesinde Kürtçe olarak basılan olan Aladdin Secadi'nin Kürt Edebiyatı Tarihi dir. Bu kitap 634 sayfalık geniş bir eserdir. Yazar, edebiyatı ve üslupların gelişimini safha safha incelemektedir. Ardından, 24 şairi geniş bir şekilde tanıtır ve Irak ile İran'ın tüm yaşamayan 212 şairin eserlerinden örnekler verir. Nesir yazarlarına yer verilmemiş, bu konu daha sonraki bir cilde bırakılmıştır.

Burada tüm örnekleri nakletmek gibi bir işe girişmek mümkün değil. Ancak, okurların tüm edebiyatçılar yelpazesinde din adamlarının geniş bir yer tutuğunu öğrenmekle hayrete düşmeyeceğinden eminiz. Bu tabiidir ve kadim zamanlardan beri ve her yerde "ulema" arasında öğrenim ve şiirin elele gittiği bilinen bir gerçektir. Bu uzun listede şairlerin dini mensubiyetleri her zaman belirtilmemiş olmakla beraber, 50 molla, 31 şeyh, 5 mevlana ve 4 feqinin isimleri dikkat çeker. Bunların arasında 9 han, 3 emir, 11 bey ve kadın ismi de vardır.

Kürt edebiyatının kökenleri belirsizdir ve kesinliğe kavuşmamıştır. Bazı şairlerin yaşıdıkları dönem konusunda da tarihçiler her zaman aynı fikirde değildirler. Genel olarak, Kürt yazarlar, eserlere dair çok eski tarihler vermekle birlikte, bu kronoloji daima kanıtlanamaz. Bazı şiirler hakkındaki tarihlerde de aynı sorun karşımıza çıkmaktadır. Örneğin; Bay Socin'e göre Dımdım Destanı'nın şairi Mele Ehmedi Batê'dir (1417-1495). Oysa destana ilham olan olayın tarihi 1608 olduğuna göre, bu mümkün değildir. Benzer şekilde, 1481'de ölmüş olan üstadı Melayê Cızıri için bir mersiye yazmış olduğuna göre, Feqiyê Teyran'ın (1307-1375) yazmış olması mümkün değildir. Aynı şekilde Kürt Ronsardi Eli Vermuki'nin 11. asırda yaşamış olduğunu kabul etmek hayli zordur. Bu, pek çok tarihçi için meçhuldur ve ondan bahsedenler birbirlerini tekrar eder. Şairin kullandığı kelimeler ve üslubu üzerinde ciddi bir çalışma yapılacak olursa, mesele çözülebilir. Ancak, özgün metinler, Berlin bombardımanı sırasında kaybolmuştur. Bazı Kürt editörleri, eski edebiyatçıların metinlerini, modern okuyucu için daha anlaşılabilir kılmak maksadıyla hiç çekinmeden asrileştirebilmektedir. Ama bu başarıları, eleştirel incelemelere mani olmaktadır. Hemedan'lı Baba Tahir'in dört tasavvufi rubaisi karışık ve arkaik bir lisanla yazılmış olmakla beraber, Kürtler, bunları kendi edebiyatının bir örneği olarak kabul etmektedirler. Bu Gestes Şarkıları'nın, Fransız edebiyatına mal olmasına benzer. Fakat bunlardan yararlanmak için okunması bile gerçek bir öğrenimi gerektirmektedir. Kesin olan şu ki, Şeyh Ahmet Tekhti (1640 dolayları) ve Şeyh Mustafa Besarani (1641-1702) gibi bazı Gorani şairleri onu takip etmişlerdir.

Müphem kalan hususlar bir yana, Kürt edebiyatının klasik çağı 15. asırda başlar; bu dönemde mükemmel şairlerden oluşan bir galaksi ile karşılaşırız. Hepsinin üstünde ve hepsini geride bırakan isim, daha çok Cizreli Molla olarak bilinen Şeyh Ahmet Nişani'dir (1407-1481). Tasavvufi divan'ı, konuya yabancı olanlarca anlaşılması zor bir eserdir. İran tasavvuf geleneğine ait temaları işler. Sık sık yeniden yayınlanan Mevlûd'uyla ünlü Mela Ehmedê Batê, Eli Heriri (1426-1495), Mukuslu Mir Muhammed veya "Sinna Şeyhi'nin Tarihi" ve "Kara Süvari Tarihi" ile meşhur Feqiyê Teyran da onu ve ekolünü takib etmişlerdir. 

Bir asırdan fala süren bir duraklamadan sonra, Kürt edebiyatının simalarında yeni bir yıldız doğmuştur: Hakkari kökenli Ehmedê Xani (1650-1706). Pekala Kürt milli tarihi olarak vasıflandırılabilecek Mem û Zin'in yazarıdır. Memê Alan destanının işlendiği bu eserde, destan klasik edebi kurallara ve İslami geleneğe uyarlanmıştır. Öğrencisi Beyazidli İsmail (1654-1709), pekçok gazelin yanısıra Gülzer adlı Kürtçe-Arapça-Farsça manzum bir lugat hazırlamıştır. Siyapuş, aynı dönemde yaşamış diğer bir şairin mahlasıdır.

17. asır pek parlak olmamakla beraber, Çölemerikli Şerif Han (1688-1748), Beyazidli Murad (1736-1778) ve Kürt dilinde bir benzeri daha olmayan tıbbi bir risale yazmış olan Erivaslı Molla zikredilebilir. Aynı dönemde, Hana-ê Abadi (1700-1750) ve Selevatname adlı eser ve lirik şair Mahzuni (1783) ile başlayan, Gorani dilinde dini nazım geleneği hızla yayıldı.

19. asırdan I.Dünya Savaşı'na kadar olan dönemde çok sayıda şair yetişti. Bu dönemde iki akım tespit edilebilir. İlki: Dini ve tasavvufi gelenek, pekçok tekrar ve taklidiyle tasavvuf öğretilerini, Divanların beyitleriyle yaymaya çalışan şeyh ve mollaların yazılarında sürmekteydi. Bu akım, klasik İran şairlerinden çok açık bir şekilde etkilenmiştir. Nakşibendi Tarikatı'nı Kürdistan'da yayan Mevlana Halid (1777-1821), dini eserleri 20 cildi bulan Şeyh Maruf Nuri (1755-1837), Siirtli Molla Halil (1830'a doğru), Molla Yahya Mizuri, dava vekili Revanduzlu Mir Kor (1826-1889), Nureddin Bifirki (ölümü 1846) ve Xani'yi taklid ederek, Peygamber ve Kürdistan'ı metheden eserler veren Evdereham Aktepi özellikle zikredilmelidir. Süleymaniye şeyhleri de anılmalı. Bunlar; bu dünyanın azaplarına ağlayan Selim (1845-1909), Herik veya Molla Salih'i (1851-1904) taklid ederek sofi teorilerini savunan eserler veren Nakşibendi Mehri'dir (1830-1904). İran'da ise şairler daha verimlidir, örneğin; Sefi Vako (1808-1881) 20.000 beyit yazmıştır; Fatih Jibaru (1806-1876), Kürtçe, Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler yazmıştır. Mevlevi olarak anılan, Molla Rehim Tevagozi (1806-1852) bir yenilikçidir, pekçok yeni fikrin babasıdır ve kafiyeleri farklı olan kıtalar yazmıştır. Nihayet, Ehli-hak mutasavvıfların defter ve kaleminden de sözedilebilir: 1852'de ölen Timur Kuli ve mirasçısı olan ve 1875'lere doğru yaşanmış olan Teyfur ve Derviş Newruz. Leyla ve Mecnun üzerine Kürtçe bir destanı Molla Velev Han'a (1876-1885 civarında) ve karısının ölümü üzerine yazdığı hareketli bir mersiyeyi Ahmed Bey Komasi'ye (1795-1876) borçluyuz.

İkinci bir cereyan ise, 19. asırda ortaya çıkmıştır. Lirizm hızla yayılmış ve vatanseverlik nihayet ve sürekli olarak şiirde yerini almıştır. Kısaca, Hakkarili Şah Pirto (1810), aynı dönemde yaşayan ve "Aşk ve Dostluk Kasidesi" ile meşhur Muhammed Ağa Caf; Kurdi (Mustafa Sahibkıran, 1809-1849); Salim (Abdurrahman Sahibkıran 1800-1866), pekçok türde usta olan Mufti Zehavi (1792-1890), Vefayi (Mirza Rahim 1836-1912) ve maharetli Edeb (Evdellah Bey Mizbah 1859-1912), hem lirik hem de tasavvufi ve vatanseverlik şiirleriyle ün kazanmışlardır. Şehrizor'lu Nadi (Mela Hizer 1797-1855), anavatanı Kürdistan'ı övmüş; uzlaşmaz Hacı Kadir Koyi (1815-1892) ise, bilimsel ilerlemenin verdiği ilhamla, molla ve şeyhlerin zihni uyuşukluğuna veryansın etmiş, şeyhlerin modern yaşama uyum sağlayamayacağını iddia etmiştir. Din adamlarını bencillik ve fikir hürriyetine mani olacak şekilde zihni tembellikle suçlamıştır. Şiirleri hala gençleri heyecanlandırmakta, ayağa kaldırmakla, materyalist felsefesine rağmen (veya bu sebeple), bugünkü şairleri bile etkilemektedir. Şeyh Rıza Talabani'den (1835-1910) ayrıca sözetmeli; Talabani, tuhaf bir şahsiyet, tuhaf olmakla beraber, bir agnostiktir. Yalnızca Kürtçe değil, Farsça ve Türkçede irticalen şiir söyleme kaabiliyetine sahipti. Kısa hicivlerin kendine has bir tadı ve cazibesi vardır. Genellikle derin bilgisini sergiler, bazen öğreticidir; fakat zaman zaman kabalığa ve alaycılığa kayar. Ancak, hala Iraklı Kürt şairlerinin en iyi bilinenlerindendir.

Yeni Dönem: 1920'den Günümüze
Osmanlı İmparatorluğu'nun çözülmesinden sonra, yeni devletlerin kurulmasıyla Orta Doğu'ya hayli değişiklik getirmiş olan I. Dünya Savaşı, Kürt edebiyatını da etkiledi. Önceleri İstanbul, Kürt münevverlerinin biraraya geldiği ve eserlerini neşrettikleri bir merkezdi. Bugün ise, Kürt edebiyatının odak noktası Irak'a ve özellikle başkent Bağdat'a kaymıştır. Ancak tek merkez burası değildir. Lakin Kürt edebiyatına ivme verebilecek olanlar, sadece Kürt dergilerini yayınlayanların çabalarıdır; eski şairlerin eserleri ve yeni yazarların ürünleri, bu dergilerde sergilenmektedir. Düşmanlıkların sona ermesi ile birlikte, Kürt yayıncılığı ve dergiciliği, Irak'ta, başta merkezleri olan Bağdat, Kürt miliyetçiliğinin ocağı Süleymaniye, Revanduz ve Erbil olmak üzere, serbestçe gelişmeye başladı. Çoğu kısa süreli olduğundan hepsini sıralamak gereksiz. Fakat, edebi ve sosyal değerlerini gözönünde tutarak bazıların kısaca tanıtalım. Süleymaniye'de çıkan Jin adlı haftalık dergi, 1924'den beri aksamadan yayınlanmıştır; 1939-1949 arasında Bağdat'da Gelawej; 1954'ten beri Erbil'de Hetaw yayınlanmıştır. Sovyet Ermenistan'ında, 1929'dan beri Erivan'da Rêya Teze; İran'da 1959-1963 arasında Kurdistan yayınlanmıştır. Bedirhan kardeşler Şam'da 1932-1935 ve 1941-1943 yıllarında Hawar'ı (57 sayı), 1942-1945'de Ronahi'yi (28 sayı); Beyrut'da 1943-1946'da Roja Nû'yu (73 sayı) yayınladılar. Kürt Demokrat Partisi, 1958'den beri Xebat'ı yayınlıyor. Bugün, Kürt edebiyatı sadece Sovyetler Birliği ve Irak'ta kazasız, belasız yaşayabilmektedir. Şimdi bu dönemi inceleyebiliriz.

Nesir
Nesir, uzun zamandır hayli fakir bir alandı; ancak I. Dünya Savaşı'ndan beri yabancı edebiyatla ilişki sayesinde gelişebildi. Bu gelişme, Kürtçeye yapılan tercümelerden kaynaklanmıştır. Tercüme gayreti, kelime haznesinin yenilenmesini, çağdaşlaşmasını ve zenginleşmesini sağladı. Kürt okuyucular bu yolda, Kürdistan'a yabancıların yaptığı seyahatlerle ilgili değerlendirmeleri okuma fırsatı buldular. Özellikle Rich, Milingen, Hobbard, Lord Curzon, Freya Jtark ve benzerlerinin gözlemlerini okudular. Özellikle tıbbi alanda bilimsel makaleler ve dünya edebiyatından örnekler tercüme edildi. Sovyetler Birliği'nde Rusça ve Ermeniceden yapılan tercümeler, Marks, Lenin ve Stalin sözkonusu olduğunda bile, sadece nisbeten önemli alıntılarla sınırlıdır. Burada, Puşkin, Lermontov, Tolstoy, Gorki, Taumaninan ve diğer Rus, Sovyet yazarlarından pek az sayfa tercüme edilmiştir. Lübnan'da Victor Hugo, Daudet ve Lamennais'den pek az pasaj tercüme edilmiştir. Irak'ta ise Arapça ve İngilizceden bazı metinler tercüme edilmiştir; ancak burada, mütercimler daha cesur, daha ehliyetlidirler ve kısa pasajlarla tatmin olmazlar. Gerçekten de, Shakespeare'nin "Fırtına", Voltaire'in "Zadig", Gorki'nin "Palto" ve Corcis Zeydan'ın "Selahaddin'in Hayatı" gibi eserleri tamamen tercüme etmekten kaçınmamışlardır. Bu kuşkusuz daha ilginç ve daha öğretici olmaktadır.

Kürtlerin kendilerini daima rahat hissettikleri bir alan ise tarihtir. Cizreli ibn Athir (1160-1234), Erbilli ibn Xalikan (1209-1282) ve Selahaddin ailesinden Abdul Fida (1273-1331) gibi Kürt tarihçilerinin, umumi tarih sahasındaki eserlerini Arapça olarak kaleme aldıkları doğrudur. Diğer taraftan Şerefhan Bidlisi ise, Şerefname (Kürtlerin Tarihi 1596) adlı eserini Farsça kaleme almıştır. Bu temel kitap, yakın zamanlara kadar Arapçaya çevrilmemişti. İlk kez M. J. B. Rojbeyani tarafından yapılan tercüme 1953'te Bağdat'ta ve M. Eli Evni (1892-1961) tarafından yapılan diğer bir tercüme ise 1958-1960'da Kahire'de basıldı. Evni, Arapça'ya başka Kürtçe tarih kitaplarını da tercüme etti. Bu tarih yazıcılığı mirası, Kürtler tarafından ihmal edilmemiştir. Yaptıkları önemli çalışmalarla Kürt ve Kürdistan tarihine hayli ışık tutmuş üç Iraklı Kürt yazarının ismini zikretmek yeterlidir. Hüseyin Hüsni Mukriyani (1886-1947), M. Emin Zeki (1880-1948) ve Refik Hilmi (1961). R. Hilmi, Şeyh Mahmut isyanları üzerine bir çalışma yapmıştır. Dr. Nuri Dersimi ve Albay A. Yamulki ise, Dersim tarihi ve Kürt isyanları üzerine Türkçe eserler vermişlerdir (1957). M. Brifkani (1953), M Ciyawok (1954) ve Hasan Mustafa (1963) ise Barzani hareketleri üzerine Arapça eserler vermişlerdir. İran'da ise Kürt yazarlar Raşid Yasimi (1940), İhsan Nuri (1955) ve Muhammed Marduhi Kürdistani tarih çalışmalarını Farsça kaleme almışlardır. Bu kitaplar yakın dönemde, ilk ikisi Dr. A. Müftizade tarafından Kürtçe'ye ve üçüncüsü M. Fida tarafından kısmen Arapça'ya tercüme edilmiştir (1958). Tezat bir şekilde, Ermenistan'da yaşayan N. Mahmudov, Kürt halkı üzerine yazdığı Kürtçe kitabını 1959'da, Erivan'da yayınlamıştır. Kürt yazar, Muhammed Mukri'nin Ehli Hak üzerine Fransızca kaleme aldığı dini ve sosyolojik çalışmalar da zikredilebilir.

Pek az Kürt, Kürdistan'ın içlerine yolculuk yapmış, gezi ve gözlemlerini kaleme almıştır. Elimizde, Ali Seydo'nun 1939'da Arapça ve E. Sacadi'nin 1956'da Kürtçe olarak kaleme aldığı gezi notları bulunuyor. Goran'ın Hevraman'a yaptığı seyahatın notları, Kürtçe ve manzumdur (1933).

Sovyet Ermenistan'ında iki yazar, propaganda unsurlarıyla dolu olmasına rağmen canlılık ve renklilikten mahrum olmayan, hayat hikayelerinı yayınlamış bulunuyorlar.

Kürt Çoban'ın (1935) yazarı Ereb Şemo, 1958'de Berbang (Şafak) başlığını taşıyan bir kitap yazdı. Aynı yazar, yalnızca başlangıcını Sovyetler'de yazdığı Mutlu Hayat adlı eserini ise 1959'da yayınladı. 1947'de ölen Vezir Nadir ise, Sefaletle Öğrendik adlı aynı türde bir eser verdi. E. Avdal'ın "Transkafkasya Kürtleri'nin Tarzları ve Adetleri" ise maalesef Ermenice kaleme alınmıştır.

Edebiyat eleştirisi, edebiyat tarihi ile yakın ilişki içindedir. Genellikle makale ve notlar üzerine ürün verilmekteyse de, bu, Celadet Bedirhan (1893-1951), Yunus Rauf (1917-1943) ve Cemil Bendi Rojbeyani gibi, özellikle Zengene, Kelhur ve komşu aşiretlerin yazar ve şairlerine eğilmiş otoritelerin dahice eserleri için söylenemez. M. Haznedar, çeşitli şiir antolojilerine önsöz yazarak katkıda bulunmuş ve Kürt şiiri üzerine bir inceleme yayınlamıştır. Sovyet Ermenistan'ında iki genç münekkid dikkat çekmektedir; Emerik Serdar ve Ordihan. Fakat bu sahanın yıldızı, Iraklı Kürt Alaaddin Secdi'dir; Kürt Edebiyatı Tarihi (1952) adlı eseri, akademik ve kültürel bir abidedir. Kuşkusuz bu eser hata ve noksanlıklar içermektedir. Ancak bir bilgi hazinesi olduğu da kesindir. Ele aldığı yazar üzerine şiirsel bir nesirle yazdığı bir medhiye ile başlamakta, kısaca hayatını anlatırken, kronolojiye ve zaman-mekan ayrıntılarına özel bir dikkat sarfetmektedir. Ardından, özellikle hala yayınlanmamış olan eserlerinden geniş alıntılar yapmakta, daha sonra yorum yapmaktadır. Eğer eser, Irak'ta kullanılmayan bir lehçeyle, mesela, Goranice yazılmışsa, tam bir tercüme yapar. Gerektiğinde sunulan eserin baskılarını da verir.

Nesir olarak yazılmış edebiyat harikalarına geçebiliriz. Masallar ve kısa hikayeler. Bunlar çok sayıdadır ve çoğunluğu, gençlerin maharetlerini sergilediği dergilerde yayınlanmıştır. Kısa hikaye ve masal konularında harikalar yaratan Kürtler'in kökeninden, tamamen tabii bir şekilde akmaktadır. Bu sahada sivrilmiş yazarların bir listesini vermek niyetinde değiliz; kaldı ki, pekçok ismi de biliyoruz. Ancak, Irak'lı Kürtler arasında M. M. Emin, M. J. Wurdi, K. G. Baban ve aynı zamanda çok iyi bir mütercim olan J. A. Nebez anılmalıdır. Ortadoğu'da yayınlanan Kürtçe dergilere geçmişte katkıda bulunmuş yazarlar hakkında daha fazla bilgiye sahibiz; ahlaki dersler veya güzel hayvan masallarının yazarı M. E. Boti, okuyucuların zihninde yeni fikirler açan Kadri Can; Lausanne'da Momier'min şahsiyetçiliği üzerine bir doktora tezi yazmış olan ve hikayelerinde daima vatansever bir koku yeralan Dr. Nureddin Yusuf Zaza. Osman Sabri'den ayrıca sözetmek gerekir. Daha ziyade maceralı ilişkilerden ve yurttaşlarının adetlerini naklederken haz duyan Sabri, Selahaddin ve Napolyon üzerine tarihi makaleler yazmıştır. Av hikayeleri, kendine has bir renk taşır. Basit ve dolaysız tarzı, geniş hayat gücüyle gözümüzün önüne yaşam dolu sahneler getirir. Kendisini günümüzün en büyük nesir yazarı olarak selamlıyoruz. Daha sonra bir yazar olarak değineceğimiz Cigerxwin, 1946'da, Cim ve Gülperi adında genç bir çiftin sıradan maceralarını anlattığı uzun bir hikaye yayınladı; kendisi bunu roman olarak değerlendirmede hatalıdır. Sovyet Ermenistan'ının pek nesirci yetiştirmemiş olması üzücüdür. Ancak, Yeni Bir Sabah (1947) ve Kürt Halk Hikayeleri (1959) yazarı H. Cındi ve Damê Xatê (1959) ile Uyanış (1960) yazarı Evderehman zikredilebilir. Gerçekten de çok üretken bir yazar olan ve edebiyat tahlilleri, masallar, felsefe, fikir ve tarihin harmanlandığı kısa hikayeler içeren, üç ciltlik Makale ve Yazılar'ın (1957-1958) yazarı E Secadi'nin "İnci Dizisi", kendi türünde eşsiz bir eserdir.

Tüm bunlar bir gerçeği ortaya koymaktadır; bazı önemsiz denemelere karşın, Kürt edebiyatında roman yoktur. Aynı şekilde, tiyatro eserlerinin de mevcud olmadığı söylenebilir. Bazı hamilerin yardımıyla bazı girişimler yapılmışsa da, bu fazlailerlemedi. Oysa, roman ve dram için konu yokluğu sözkonusu değildir. Kürt halkının tarihi, efsane ve destanları, feodal imtiyazlar ve başlık parası gibi eski adetler ve hatta modern psikolojik ve toplumsal durumların yarattığı duygusal, bilinçsel ve ahlaki çatışmalar pekala malzeme olabilir. Lakin, bu hakiki veya efsanevi olguların, sanatsal hayal gücüne dayalı yaratıcılık sahasında işlenmesi ve rasyonel olarak bu sahaya uyarlanması, bir kaç kıta yaratmak için gerekli olandan daha fazla çabaya ihtiyaç duymaktadır. Bugüne kadar eksikliği çekilen de budur. Fakat aynı husus, Araplarda dram sanatı için de söylenebilir.

Nazım
Kürt edebiyatında nesir yazarlarının artış göstermesi nedeniyle, şiirin kaybolmakta olduğu sanılmasın. Bu gerçekten hayli uzaktır. Şeyhler, tasavvufi şiirsel kaygı ve tasarımlara yönelerek dengeyi tekrar tesis etmişlerdir. Özellikle Irak'ta, büyük bir kısmı elyazmaları halinde bir köşede kalmış bulunan 19. asır şiiri 1920-1939 senelerinde yayınlandı. Mehvi'nin şiirleri 1922'de, Nali, Kurdi ve Hacı Kadir Koyi'nin 1931'de, Salim'in 1933'de, Talabani'ın 1935'de, Edeb'in, 1936 ve 1938'de Herik ve Mevlevi'nin 1938 ve 1940'da yayınlandı. Kürt şairlerinin hayli açıklayıcı müstear isimler kullanmakta oldukları dikkat çekicidir. Aynı dönemde, Emin Fevzi (1920), Eli Hemal Bakir (1938), Mela Ebdılkerim (1938) ve Refik Hilmi (1941-1956) sayesinde, eski şairlerin antolojileri de günışığına çıktı.

Fakat herşey gibi Kürt şiiri de değişmektedir. M. A. Haznedar, 1962'de kafiye ve vezin üzerinde özellikle durduğu ve münevver Arap ve Fars şiirinin karışık kurallarını izleyen kadim veya klasik şiirle, ölçü ve biçim açısından daha serbest olan modern şiiri mukayese ettiği harika bir inceleme yayınladı. Genç kuşak, yeni tarzı yeğlemektedir.

Tamamen tasavvufi eserlere gittikçe daha nadiren rastlasak da, bunlar bütünüyle kaybolmamışlardır; Kake Heme Nari (1874-1944), hala Allah aşkı ve yalnızlık üzerine şarkılar söylemektedir. Dahası Iraklı, Suriye veya Sovyet ülkelerinin vatandaşı olsun, hiçbir şair tek telden çalmaz; havaya girdiklerinde, bazen lirik, bazen adanmış, bazen vatansever şairler olarak karşımıza çıkarlar. Bu nedenle, bunları kategorik olarak sınıflandırmak bir hayli zordur.

Öğretmenlerden henüz sözettik. Pekçoğu hemen her zaman fabl türünde didaktik eserler vermişlerdir. Osman Sabri'nin (kendisi öğretmen değildir) Suriye'de yaptığı ve genç Sovyet yazarlarının yapmakta olduğu budur. Yazarken zihinleri öğrenciyle meşguldür ve eserlerinde ahlaki dersleri veren tınıları algılamamak mümkün değildir. Bu her zaman büyük şiir değildir; ancak, genellikle basitlikten ve canlılıktan kaynaklanan bir kalite sergiler.

Gerçek şairler, lirik eserler verir; aşk, aile, tabiat ve harikalarını, çalışma ve gündelik hayatın şarkılarını söylerler. Irak'ta şair-i azam, Kürt toprağının güzelliklerine ve tarihine duyduğu aşkı, genç kalplere aktarmayı bilmiş olan Piremerd (ihtiyar) Hacı Tevfik'tir (1867-1950). Ziver olarak tanınan Evdellah Muhammed (1875-1748) de, gençlerle ilgilenmektedir; tabiatı ve memleketinin cazibelerini şiirleştirdiğinde derin hisleri ayağa kalkar ve okurun hislerini de ayağa kaldırır. 1900'de doğmuş olan Kani veya Muhammed Şeyh Evdal Kadir, yurdun çeşitli mest edici sahnelerini, bir kısa cüzler dizisi aracılığıyla tasvir etmektedir; bu cüzlerin isimleri de gönlü ve ruhu okşayan ıtırlar gibidir: Mervan'ın Gülbahçesi (1951), Germiyan Ovası (1955). Bêkes, Faik Evdelah'tan (1905-1948) hayli farklı bir şahsiyettir. Bêkes, Verlaine gibi sadece şiir için yaşamış, fizik ve moral bedbahtlığına rağmen genç kuşakları adalet, iyilik ve vatan için mücadeleye sevketme uğraşını asla bırakmamış, çok eza görmüş, talihsiz bir hayat sürmüştür. Şahkir Fatar, 1924'de Kufri'de doğmuş olan Neriman (Mustafa Seyid Ahmed) ve 1926'da Kameran'da doğmuş olan Resul Bizar Gerdi gibi genç şairler, saleflerinin izinden gitmektedirler.

Sovyet Ermenistan'ında ise, eski efsaneleri derlemeye ve daha kişisel eserleri derlemeye girşmeden önce, akademisyenler için yazmaya yönelmiş, kıymetli bir grup mevcuttur. 1906 doğumlu H. Cındi ve 1910 doğumlu Eminê Evdal'ın kendileri de öğretmendir ve şiirlerinde akademik bir tad sezilir. Mikail Raşid, daha genç görünmektedir ve Kalbim (1960) adlı hayli ustalıklı bir şiir örneği vermiştir. Gerçekten de, mısralarında çeşitli teknikleri sergilemekte ve sekizlik kıtalarından sıcak duygular taşmaktadır. Fakat, bütün olarak bakıldığında, şiiri ideolojik ve komünist idealizmini yansıtmaya yöneliktir. Yine de, 1908 doğumlu Casımê Celil gibi, o da parlak bir şairdir. Celil, yıllık Sovyet Kürt yazarları antolojilerinin resmi editörüdür. Doğal olarak, kendi eserleri de bu antolojide yeralmaktadır. Kendi şiirlerini topladığı eserleri de vardır; Alagöz, (1954) ve Günlerim (1960). Farklı baskıları karşılaştırmak ilginç olacaktır, zira, her biri geniş bir şekilde yeniden işlenmiştir. Sanatsal bilincinin bir işareti olarak, eserlerini neredeyse yirmi defa yeniden dokumuştur. Bu iki cilt, şiirsel ve ustalık bakımından daima mükemmel olmasa da, sıradanlıktan ustaca kaçış denemesini sergilemektedir. Bir sevgilinin, şu meydan okumasında da bu görülmektedir:

Ben vahşi bir gül goncası;
Parlaklığını verir bana 
güneş,
Parlaklığını yağdırır çiy damlaları.

Dokunmazsan bana, 
Çiçeklenemem ya;
Dokunmazsan bana,
Mahrum kalırsın kokumdan.

Ben bir yaban gülü, dağların gülü...
Senden uzaklardasın sen.
Çiçekler sevda okşayışlarında.
Aşkla yumuşasın, köklerimi saran toprak

Dokunmazsan bana, 
Çiçeklenemem ya;
Dokunmazsan bana,
Mahrum kalırsın kokumdan.

Ben bir yaban gülü, dağların gülü...
Senden uzaklardasın sen.
Ey hassas bahçevan, gülden anlayan...
Gel kopar beni, aşır beni dağlardan.

Dokunmazsan bana,
Çiçeklenemem ya;
Dokunmazsan bana,
Mahrum kalırsın kokumdan.

Cesursan, aparırsın beni uzaklara;
Hoş edersin gönlümü, 
Bir taze gelin gibi.

Dokunmazsan bana,
Çiçeklenemem ya;
Dokunmazsan bana,
Mahrum kalırsın kokumdan.

Emir Kamuran Bedirhan da, dilbilimsel ve siyasi faaliyetleri dışında, güzel şiirler yazmıştır. Çok sayıda derleme yayınlamıştır. Okul çocukları için Çocuklarımın Kalbi (1932), Fransızca ve Almancaya tercüme edilen Işık ve Kar (1935) ile mizahi Hayyam Rubaileri (1938). Aşk temasını işleyen bu lirik mısralar, büyük bir duygu inceliği, kendine has bir hayal gücü ve etkileyici bir ifade usülü sergilemektedir.

Temelde lirik olan bu şiirlerin yanısıra, toplumsal içerikli, "adanmış" eserlerle de karşılaşmak şaşırtıcı olmamalı. Çünkü, şairler daima yeniden doğuşu vaazdeden, geçmişteki istismarı eleştiren ve gelecekteki mutluluk ihtimallerini sezen peygamberler olagelmişlerdir. Sovyet şairlerinde sıklıkla tekrarlanan temalar, önce kadının özgürleşmesi, feodal sömürüye son verilmesi, dini ibadet ve inançların kökünden sökülüp atılması gerektiğini hatırlatmaktadır. Yazarın bu temaları vurgulamadığı bir derleme bulmak mükün değildir. Etar Şero, dörtlüklerinin hemen hemen tamamında, Kürtlerin eski devirlerdeki halini işlemektedir; cehalet, sefalet, baskı ve tekrar tekrar kaldırılması gereken bir kölelik kalıntısı olarak gördüğü başlık parası ödeme adetine döner. Bu, diğer şairlerin de sıklıkla işlediği bir nakarattır adeta. Öyle ki, bu adetin kökünün kazınmasının hayli zor olduğu anlaşılır. Usıv Seko, "Sihid" adlı şiirinde, zenginlerin ve tacirlerin zorbalığı karşısında, fakirin daima kurban olduğu toplumsal çöküş halini tasvir etmektedir. H. Cındi ise, feodalizmin sınır tanımaz adaletsizliğine karşı, sınıf mücadelesini desteklemektedir; mazlumların safında heyecanlı bir tepki oluşturmayı da başarmaktadır. Uzun şiiri "Gülizar"ın konusu budur. Sonuçta aşk, feodal istismar, aşiretsel kan davası, kaba başlık karşısında aşk, milli savaş, hürriyet mücadelesi sayesinde üstünlük sağlar. Vezir'in, Nado ve Gülazır'ın maceralarını anlattığı eserinde de aynı olgu takdis edilmektedir.

Hêvî Gazetesi, 3-9 Ocak 1997, Sayı: 50
Kaynak: Thomas Bois - The Kurds (Kürtler), Beyrut, 1966
İngilizce'den çeviren: B. Peker

Bu yazı, Mehmet Bayrak'in Kürdoloji Belgeleri adlı kitabından alınmıştır.
yorum | | Devamı...

Yarin Kızıl Dudağında


Yarin Kızıl Dudağında

Yarin kızıl dudağı mey sanki
Gönül kaderiyle içince Bedexşan, Buhara benim oluyor inan ki

Her dem gamlar, elemlerle kayıtlı perişanım
Mey hükmüyle geçinen yapayalnız insanım

Zülüflü gülün sevinciyle gönlü hoşum
Karşı koyamaz oldum derbeder sarhoşum

Koynunda sakladığı tapılası armağanlar
Kızarmış taze iki narlar

Xanî onun meyline sahip olduğundan beri
Düşmanlar pek rahatsız, olmuşlar seferi


Ehmedê Xanî (1591-1652)

yorum | | Devamı...

Öfke kudurmuşsa vakitsiz, büyük ihtimalle pek yakında bir cenaze merasimi var. Ozan Deniz Sarıtop

Unknown 21 Ocak 2015 Çarşamba 15:09

21 Ocak 2015 Çarşamba



Öfke kudurmuşsa vakitsiz, büyük ihtimalle pek yakında bir cenaze merasimi var. Ozan Deniz Sarıtop



yorum | | Devamı...

Öleceğimiz var ! kısacık aşklar bile, artık sığmıyor hayatımıza. Ozan Deniz Sarıtop

Unknown 19 Ocak 2015 Pazartesi 22:54

19 Ocak 2015 Pazartesi




Öleceğimiz var !
kısacık aşklar bile,
artık sığmıyor hayatımıza.

Ozan Deniz Sarıtop


yorum | | Devamı...

Saklı kaldığım düş ceketimin sol cebinde eski bir vesikalıktır şimdi. Ozan Deniz Sarıtop



Saklı kaldığım düş,
ceketimin sol cebinde
eski bir vesikalıktır şimdi.

Ozan Deniz Sarıtop


yorum | | Devamı...

Düzeni tasdik etmeyen ama düzenin içinde, düzenin yasalarıyla yaşayan insanların varlığından daha büyük bir tehlike yoktur. Ozan Deniz Sarıtop

Unknown 18 Ocak 2015 Pazar 00:45

18 Ocak 2015 Pazar


Düzeni tasdik etmeyen ama düzenin içinde, düzenin yasalarıyla yaşayan insanların varlığından daha büyük bir tehlike yoktur. Ozan Deniz Sarıtop


yorum | | Devamı...

Çile - Ozan Deniz Sarıtop

Unknown 17 Ocak 2015 Cumartesi 04:22

17 Ocak 2015 Cumartesi



Çile

Değişmez kara bu
alın yazımıza işleyen.
Nerde ipi koparılmış
bir hayat düşünülse
Gerisinde,
aldanılmışlık.

Ozan Deniz Sarıtop
yorum | | Devamı...

Beklenen - Ozan Deniz Sarıtop

Unknown 14 Ocak 2015 Çarşamba 17:20

14 Ocak 2015 Çarşamba


Beklenen


sevginin kalplere ekildiği gün
insanlar bütün kötü alışkanlıklardan sıyrılıp
düşünmeyi öğrenecekler.

sevginin kalplerde filiz verip çiçek açtığı gün
insanlar yeryüzünün bütün renkleriyle kucaklaşıp
sınırları ortadan kaldıracaklar.

sevginin kalplerde bir bahar mevsimine dönüştüğü gün
insanlar dünyaya yeniden gelmiş gibi
huzur, barış ve sağlık içinde yaşayacaklar.

sevginin kalplerde taht kurduğu gün
o gün, adalet mülküdür.
kral ve köleler aynı kaptan yemek yiyecekler.

Ozan Deniz Sarıtop


yorum | | Devamı...

İsyan Demircileri

sözcüklerimizle karanlığı ezip geçtik
artık önümüz hep aydınlık.
yüreğimizden dünyaya
pahalı sevgiler ışıldıyor.

bir barış türküsüdür;
baharda açan çiçek
mavilikte uçan kuş
toprakta börtü böcek.

yaşamak, fırından yeni çıkmış ekmek gibi
sıcak ve doyumsuz,
ümitli bir şey.

yaşamak, alın akı hürriyet.



İletişim;

Ad

E-posta *

Mesaj *