Güncel Başlıklar:
diyarbakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diyarbakır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kara Gözlü Esmer Çocuk

Unknown 19 Nisan 2014 Cumartesi 05:58

19 Nisan 2014 Cumartesi





Kara Gözlü Esmer Çocuk

Tenha bir seher kuşluğunda
Güneşi demleyen suretin
Gülümser gibi insanların acizliğine

Ve sen, yan üstü düşmüşsün
Yığılmışsın
Yalnızlığın sükut gölgesine
Üzerin darmadağın
“göğüs kafesinin hemen sağında
tam dört delik
kızıl, kıpkızıl tam dört delik
ve gözlerinin ferinde
sessiz, sakin bir ölüm”
-Tam on yıl oldu-

Kara gözlü esmer çocuk
Bu mezar taşı senin midir?
Sen gideli bu diyardan
Kaç yıl oldu, bilen mi var?

Kara gözlü esmer çocuk
Cennet bağı şen midir?

Ozan Deniz Sarıtop


Şiir - Ozan Deniz Sarıtop
Beste ve Yorum - Mustafa Yeşilyurt
1993 yılında Diyarbakır Kulp (Pasur)  kırsalında terörist yaftasıyla öldürülen küçük çobanın ağıdıdır
yorum | | Devamı...

Diyarbakır Burma Kadayıfı - Kürt Mutfağı

Unknown 26 Temmuz 2013 Cuma 03:40

26 Temmuz 2013 Cuma



 DİYARBEKİR 'İN MEŞHUR FISTIKLI BURMA KADAYIFI

Kadayıfın burulmuşu, içine fıstık konulmuşu, üstüne şerbet dökülmüşü. Diyarbekirden Türkiyeye Kürt Mutfağı Lezzeti ...

Tavsiye Mekan
Sıtkı Usta, hayatınızda yiyebileceğiniz en güzel cevizli burma kadayıfı Diyarbakir da yapan kadayıf ustasıdır.Ufak bir dükkani vardır ve başkada şube açmayı düşünmüyormuş.

Ambûrîn - Malzemeler

750 gram burma tel kadayif
Bir buçuk su bardagi dövülmüs antepfistigi
7 çorba kasigi tereyagi
Serbeti için:
2 su bardagi su
Üç buçuk su bardagi tozseker
Yarim limonun suyu
Süslemek için:
Antepfistigi

Çekirine - Yapılışı

Kadayifin bir kismini ayirip, uzunlamasina yayin. Kadayifin tam ortasina yeterli miktarda antepfistigi koyun. Kadayifin bir kenarini antepfistiginin üzerine kapatip, rulo seklinde sarin. Ruloyu gül böregi gibi kivirarak, yuvarlak sekle getirin. Kalan kadafi da ayni sekilde hazirlayin. Kadayiflari birbirine iyice yaklastirarak tepsiye dizin. Tereyagini iyice kizdirip, kadayifin üzerine gezdirin. Önceden isitilmis 180 derece firinda alti kizarana dek pisirin. Serbeti hazirlamak için su ve tozsekeri kaynatin. Ocaktan alip, limon suyunu ilave edin. Ilinmaya birakin. Kadayiflari ters çevirip, diger yüzlerini de 5 dakika kizartin. Firindan alip, 5 dakika dinlendirin. Üzerine ilik serbeti gezdirin. Antepfistigi ile süsleyip, servis yapin.
yorum | | Devamı...

Dicleyim Ben - Mehmed Uzun

Unknown 21 Temmuz 2013 Pazar 23:09

21 Temmuz 2013 Pazar


Dicleyim ben

Diclenin sesi
Çok uzaklarda, sürgün ülkesinde bir inilti
Bir inilti, yabancı bir güneş altında
Şavkın altında yabancı yıldızların, yabancı bir ayın.
Seni düşünüyor.
Sen, çoktandır unuttuğum bir çobanın kavalı
Bir atın koşusu, uzaklarda kalmış bir Moğrip rüzgar misali,
Dallarını, yapraklarını, tanelerini unuttuğum bir dut ağacı,
Kokularına doyamadığım bir reyhan dalı, zambak çiçeği
Artık haber alamadığım bir turna sürüsü
Sen unutulmuş kaderim
Sen yitirilmiş aklım, hafızam
Seni düşünüyorum kayboluş ülkesinde
Seni düşünüp 'hawar' diye bağırıyorum
Hawar, ben, sen, bizler ne çok yorgun
Savaşlardan, kavgalardan,matem ve taziyelerden,
Yolculuklardan, göçlerden, darbe ve yaralarda.
Boynumuzdaki boyundurluk, el ve ayaklarımızdaki zincir,
Dilimizdeki kilit, ölümü ruhumuzun
Kalu-beladan beri süren esaretten yorgun
Kaybolmuş artık çok uzaklarda
Dicleyim ben
Diclenin sesi
Seni anlatan ses, yalnız ülke, sessiz toprak.
Ben yorgun, sen yorgun, biz yorgun
Dörtnala kalkan atlar,
Kınından çekilmiş kılıçlar
Patlayan toplar, gelip geçen ordular,
Gökyüzüne ulaşan fermanlar
Etrafı esir alan naralar
Yanan kasır ve kaleler
Kaldırılan talanlar
Şimdi hepsi yorgun yüreğinde incecik bir çığlık
Sen Nuh Nebi toprağı; dayan
Nuh peygamberin sabrıyla
Şefkatli yaratıcının kandilinin ışığıyla
Nur kara dumanın ardında, aydınlık gecenin karanlığından sonra
Sen insalığın şefkatli kadim toprağı
Neler gördün, neler duydun sen !
Gelip geçn kaç padişah, kaç kral, kaç imparator, kaç komutan, kaç paşa...
Kaç yangın, kaç tufan, kaç yıldırım
Kaç felakete şahitlik yaptın sen
Gelip geçtiler tümü
Bir sen kaldın!
Gideceğim ben, gidecğiz biz.
Kalacaksın sen Ey Adem ile Havva'nın uzak toprağı
Matemin toprağı, timsali sabır ve metanetin
Dicleyim ben
Diclenin sesi
Ataların sözüyle mırıldanan söz
Melek Tavus'un boynunda bir mercan gibi asılı
Ağzından dökülmüş, Adem ile Havva'nın
Enoş peygamberin kitabında yazılı,
Nuh tufanında güvercinin gagasına tünemiş
İnançlı İbrahim'in ruhunda yankı
Kurban İshak'ın yüreğinde korku,
Cudi'de gemii Urfa'da Halil-i Rahman
Ninovada Yunus Nebi, Harran ovasında Eyüp
Zagroslarda Zerdüşt, Latişte Müshefa Reş
Dicle, Fırat
Ben ataların sözü
Ben sözü cennetin
Cehennemin sözü
Ben bütün kök, soy, damar ve yolarda
Bütün kadim şehirlerin harabelerinde beyit
Süt çocuklarının beşiklerinde ninni
Mir çadırlarında nakış, mezar taşlarında satır
Bütün rüyalarda ses, Bütün arzularda coşku,
Sözüm ben
Söz, Dicle türküsünün sözü
Diclenin sesi
Onunla birlikte ondan çok uzak ben
Rahmet ülkesinin eşiğinde
Dicle türküsünün son sözü,
Dicleyim ben
Diclenin sesi.....

Mehmed Uzun
yorum | | Devamı...

Ahmede Xane Döneminde Sanat ve Mimari

Unknown 10 Temmuz 2013 Çarşamba 13:00

10 Temmuz 2013 Çarşamba




 Daha öncede belirttiğim üzere Türk seyyah Evliya Çelebi bölgenin şehirlerindeki binaları ve bu şehirlerdeki mimari sanatı mükemmel bir şekilde anlatmıştır. Örneğin; Diyarbakır hakkında, “Diyarbakır’da çok sayıda yüksek bina gördük. Şehirde evlerdeki 140 özel hamamın dışında 12 genel hamam bulunmaktadır.” Şehrin kaleleri ve Ulu cami’deki sanat ve mimariyi tasvir etmekte, Diyarbakır’ın her büyük camiinde büyük bir medrese bulunduğunu belirtmekte, bu medreselerin ayrıntılarına girerek her birisinin özel bir ilme tahsis edildiğini, her medresede Kuran okuyucularının bir “şeyh”i bulunduğunu ve Ulu cami imamı olan Veli İmam’ın tahsilini Ezher’de tamamladığını ifade etmektedir. Evliya Çelebi bölge şehirlerinden Bitlis içinde Şunları söylemektedir:
        “Bitlis’te 5 binden fazla güzel yüksek bina gördük. Denildiği gibi, bu şehir gerçekten cennet gibidir. Burada 5 genel hamam, 600 özel ev hamamı bulunmaktadır. Şehirde 10 camii yer almakta, her camiinin bir medresesi ve hocası bulunmaktadır.”
       Evliya Çelebi Bitlis’te yaşayan Mîr Abdal Han’ın astronomi, felsefe, kimya ve simya ilimlerini bilen bir âlim olduğunu belirtmekte, onu konuşması düzgün bir şair, yazar ve onlarca ilmi ve çok sayıda sanatı bilen bir bilgin olarak tanıtmaktadır.Bitlis’in Ahmet Paşa tarafından işgal edilmesinden sonra Mîr Abdal Han’ın geride bıraktığı kültürel miras hakkında da Evliya Çelebi şunları söylemektedir:
       “Geride 7 deve yükü kadar kitap bıraktı. Onun özel kütüphanesi; din, tarih, dil, biyoloji, botanik, tıp, anatomi ve şiire ilişkin 4 bin nüshadan fazla değerli elyazması kitaplar, divanlar, çeşitli haritalar, resimler ve nâdir tablolar içermektedir. Kitapların çoğu ciltlidir. Ciltleri gayet sağlam ve süslüydü. Bizzat kendisinin yazdığı eserler 105 kitaptan, Arapça ve Farsça yazdığı 86 kitaptan oluşuyordu.” Şerefname’nin yazarı kendisinden önceki âlimler ve eserleri hakkında ayrıntılı bilgiler vermekte ve şu sonuca varmaktadır:
         “Bu biyografileri sunmadaki amacımız Bitlis şehrinin eskiden beri her zaman erdemli kimselerin ve âlimlerin yurdu, Edebîyat ve sanat erbabının merkezi olduğunu göstermektedir.”
         Tarihsel olarak çeşitli ilimlere özet olarak değindik. Hânî, kendi döneminde ve kendisinden önce yaşamış olan âlimlerden bahsetmeyip, bize sadece bazı şair ve âlimlerin isimlerini ithaf etmektedir. Şerefname ve Seyahatname’den de Ahmed-i Hânî’yle büyük bilginlerin vasıflarını görüyoruz. Yine onu bilgi ve büyüleyici söz tecrübesini birleştirip sözü nerede ve nasıl kullanacağının bilincinde olan, çeşitli dilleri ve Kürtçenin muhtelif lehçelerini iyice bilen ve eserlerinde bunlarda olabildiğince yararlanan bir ilim adamı olarak görmekteyiz. Hânî gibi yazar, şair ve mutasavvıf âlimler olsa olsa daha önce bahsedilen tarihsel koşulların şekillendirdiği ilmi bir muhitin ürünü olabilir. Bizzat Hânî’de ilmî ilerlemenin bir özünü gördüğümüz gibi, “Mem û Zîn”de de dönemin genel ilmî ilerlemesini gösteren medeniyet tablolarını canlı bir şekilde görüyoruz.
yorum | | Devamı...

İsyan Demircileri

sözcüklerimizle karanlığı ezip geçtik
artık önümüz hep aydınlık.
yüreğimizden dünyaya
pahalı sevgiler ışıldıyor.

bir barış türküsüdür;
baharda açan çiçek
mavilikte uçan kuş
toprakta börtü böcek.

yaşamak, fırından yeni çıkmış ekmek gibi
sıcak ve doyumsuz,
ümitli bir şey.

yaşamak, alın akı hürriyet.



İletişim;

Ad

E-posta *

Mesaj *