Güncel Başlıklar:
kürdi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kürdi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Piyano - Şerko Bekes

Unknown 31 Temmuz 2014 Perşembe 04:24

31 Temmuz 2014 Perşembe


 Piyano

Bir sabah
Bu dünyanın
Beş kıtasının Şairlerinin
Ruhunun kırlangıçları
Birlikte uçtular
Akşamleyin de
Birlikte, tümü
Ard arda
Bir sandığa girdiler
Daha sonra
Gecenin geç vakti
O sandık bir Piyano oldu.

Şerko Bekes
yorum | | Devamı...

Kürtçe eğitimde tek rakibimiz ODTÜ

Unknown 19 Ağustos 2013 Pazartesi 21:03

19 Ağustos 2013 Pazartesi



 'Kürtçe eğitimde tek rakibimiz ODTÜ'
Mardin Artuklu, Muş Alparslan ve Bingöl Üniversitesinde, taban puan yüksek olmasına rağmen Kürt Dili ve Edebiyatı bölümlerinde kontenjanlar doldu

Bu yıl 673 bin öğrencinin yerleştiği üniversite tercihlerinde en dikkati çeken bölüm Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinin yerleştirme puanının üzerine çıkan Kürt Dili ve Edebiyatı bölümü oldu.
Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından 3 üniversitenin Kürtçe bölümleri için ayrılan kontenjanlar tamamen doldu. 3 üniversitede yaklaşık 125 kişi, Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde okumaya hak kazanırken, üniversiteler ise gelecek yıl kontenjanı iki katına çıkarmak için YÖK'e başvurmayı planlıyor.
'ÇÖZÜM SÜRECİYLE İLGİLİ'
Kürtçe'nin revaçta olmasını çözüm sürecine bağlayan akademisyenler yoğun talep, sınırlı kontenjan nedeniyle taban puanın arttığına dikkati çekiyor.
Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne yönelik talebi değerlendiren MAÜ Yaşayan Diller Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Kadri Yıldırım, üç yıldır Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde Kırmançça ve Zazaca eğitim verildiğini, bu yıl da kontenjanın tamamen dolduğunu söyledi.
'TABAN PUANDA RAKİBİMİZ ODTÜ'
"Kürtçe eğitimde taban puanda rakibimiz ODTÜ'nün İngilizce eğitim veren bölümleridir" diyen Prof. Dr. Yıldırım, MAÜ Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü tercih eden öğrencilerin ODTÜ'nün İngilizce eğitim veren bölümlerine çok rahat girebilecek bir puana sahip olduğunu belirtti.
Prof. Dr. Yıldırım, paydaşları olan üniversiteler ile aralarında yaklaşık 60 puan fark bulunduğuna dikkati çekerek, "Önümüzdeki yüzyıl Kürtçe yüzyılı olacak. Yakından tanık oluyoruz ki Kürt diline çok büyük bir teveccüh ve sahiplenme var. Yakın bir zamanda Kürtçe çok popüler bir dil haline gelecek. Önemli olan bu talebe nitelik ve nicelik olarak uygun altyapıyı hazırlayarak gerekli cevabı vermektir" dedi.
yorum | | Devamı...

Kürt edebiyatı evrensel kültürün bir parçası...

Unknown 17 Ağustos 2013 Cumartesi 18:52

17 Ağustos 2013 Cumartesi



Başlangıcından I. Dünya Savaşı'na Kadar Yazılı Aydın Edebiyatı
Sözlü edebiyatın bolluğu ve zenginliği, yazılı edebiyatı gözden kaçırmamıza sebep olmamalı. Yazılı edebiyat, ilk kez Erzurum'da Rus konsolosu olarak vazife yapan Polonyalı A. Jaba tarafından günışığına çıkarılmıştır. O zamandan beri araştırmalar devam etmiş, bilgimiz genişlemiştir. Bu konuda Moskova'da yazılmış bir eser hakkında henüz bilgi sahibi oldum; fakat ondan önce basılmış olan en kapsamlı kitap, Bağdat'da 1933 senesinde Kürtçe olarak basılan olan Aladdin Secadi'nin Kürt Edebiyatı Tarihi dir. Bu kitap 634 sayfalık geniş bir eserdir. Yazar, edebiyatı ve üslupların gelişimini safha safha incelemektedir. Ardından, 24 şairi geniş bir şekilde tanıtır ve Irak ile İran'ın tüm yaşamayan 212 şairin eserlerinden örnekler verir. Nesir yazarlarına yer verilmemiş, bu konu daha sonraki bir cilde bırakılmıştır.

Burada tüm örnekleri nakletmek gibi bir işe girişmek mümkün değil. Ancak, okurların tüm edebiyatçılar yelpazesinde din adamlarının geniş bir yer tutuğunu öğrenmekle hayrete düşmeyeceğinden eminiz. Bu tabiidir ve kadim zamanlardan beri ve her yerde "ulema" arasında öğrenim ve şiirin elele gittiği bilinen bir gerçektir. Bu uzun listede şairlerin dini mensubiyetleri her zaman belirtilmemiş olmakla beraber, 50 molla, 31 şeyh, 5 mevlana ve 4 feqinin isimleri dikkat çeker. Bunların arasında 9 han, 3 emir, 11 bey ve kadın ismi de vardır.

Kürt edebiyatının kökenleri belirsizdir ve kesinliğe kavuşmamıştır. Bazı şairlerin yaşıdıkları dönem konusunda da tarihçiler her zaman aynı fikirde değildirler. Genel olarak, Kürt yazarlar, eserlere dair çok eski tarihler vermekle birlikte, bu kronoloji daima kanıtlanamaz. Bazı şiirler hakkındaki tarihlerde de aynı sorun karşımıza çıkmaktadır. Örneğin; Bay Socin'e göre Dımdım Destanı'nın şairi Mele Ehmedi Batê'dir (1417-1495). Oysa destana ilham olan olayın tarihi 1608 olduğuna göre, bu mümkün değildir. Benzer şekilde, 1481'de ölmüş olan üstadı Melayê Cızıri için bir mersiye yazmış olduğuna göre, Feqiyê Teyran'ın (1307-1375) yazmış olması mümkün değildir. Aynı şekilde Kürt Ronsardi Eli Vermuki'nin 11. asırda yaşamış olduğunu kabul etmek hayli zordur. Bu, pek çok tarihçi için meçhuldur ve ondan bahsedenler birbirlerini tekrar eder. Şairin kullandığı kelimeler ve üslubu üzerinde ciddi bir çalışma yapılacak olursa, mesele çözülebilir. Ancak, özgün metinler, Berlin bombardımanı sırasında kaybolmuştur. Bazı Kürt editörleri, eski edebiyatçıların metinlerini, modern okuyucu için daha anlaşılabilir kılmak maksadıyla hiç çekinmeden asrileştirebilmekted ir. Ama bu başarıları, eleştirel incelemelere mani olmaktadır. Hemedan'lı Baba Tahir'in dört tasavvufi rubaisi karışık ve arkaik bir lisanla yazılmış olmakla beraber, Kürtler, bunları kendi edebiyatının bir örneği olarak kabul etmektedirler. Bu Gestes Şarkıları'nın, Fransız edebiyatına mal olmasına benzer. Fakat bunlardan yararlanmak için okunması bile gerçek bir öğrenimi gerektirmektedir. Kesin olan şu ki, Şeyh Ahmet Tekhti (1640 dolayları) ve Şeyh Mustafa Besarani (1641-1702) gibi bazı Gorani şairleri onu takip etmişlerdir.

Müphem kalan hususlar bir yana, Kürt edebiyatının klasik çağı 15. asırda başlar; bu dönemde mükemmel şairlerden oluşan bir galaksi ile karşılaşırız. Hepsinin üstünde ve hepsini geride bırakan isim, daha çok Cizreli Molla olarak bilinen Şeyh Ahmet Nişani'dir (1407-1481). Tasavvufi divan'ı, konuya yabancı olanlarca anlaşılması zor bir eserdir. İran tasavvuf geleneğine ait temaları işler. Sık sık yeniden yayınlanan Mevlûd'uyla ünlü Mela Ehmedê Batê, Eli Heriri (1426-1495), Mukuslu Mir Muhammed veya "Sinna Şeyhi'nin Tarihi" ve "Kara Süvari Tarihi" ile meşhur Feqiyê Teyran da onu ve ekolünü takib etmişlerdir.

Bir asırdan fala süren bir duraklamadan sonra, Kürt edebiyatının simalarında yeni bir yıldız doğmuştur: Hakkari kökenli Ehmedê Xani (1650-1706). Pekala Kürt milli tarihi olarak vasıflandırılabilece k Mem û Zin'in yazarıdır. Memê Alan destanının işlendiği bu eserde, destan klasik edebi kurallara ve İslami geleneğe uyarlanmıştır. Öğrencisi Beyazidli İsmail (1654-1709), pekçok gazelin yanısıra Gülzer adlı Kürtçe-Arapça-Farsça manzum bir lugat hazırlamıştır. Siyapuş, aynı dönemde yaşamış diğer bir şairin mahlasıdır.

17. asır pek parlak olmamakla beraber, Çölemerikli Şerif Han (1688-1748), Beyazidli Murad (1736-1778) ve Kürt dilinde bir benzeri daha olmayan tıbbi bir risale yazmış olan Erivaslı Molla zikredilebilir. Aynı dönemde, Hana-ê Abadi (1700-1750) ve Selevatname adlı eser ve lirik şair Mahzuni (1783) ile başlayan, Gorani dilinde dini nazım geleneği hızla yayıldı.

19. asırdan I.Dünya Savaşı'na kadar olan dönemde çok sayıda şair yetişti. Bu dönemde iki akım tespit edilebilir. İlki: Dini ve tasavvufi gelenek, pekçok tekrar ve taklidiyle tasavvuf öğretilerini, Divanların beyitleriyle yaymaya çalışan şeyh ve mollaların yazılarında sürmekteydi. Bu akım, klasik İran şairlerinden çok açık bir şekilde etkilenmiştir. Nakşibendi Tarikatı'nı Kürdistan'da yayan Mevlana Halid (1777-1821), dini eserleri 20 cildi bulan Şeyh Maruf Nuri (1755-1837), Siirtli Molla Halil (1830'a doğru), Molla Yahya Mizuri, dava vekili Revanduzlu Mir Kor (1826-1889), Nureddin Bifirki (ölümü 1846) ve Xani'yi taklid ederek, Peygamber ve Kürdistan'ı metheden eserler veren Evdereham Aktepi özellikle zikredilmelidir. Süleymaniye şeyhleri de anılmalı. Bunlar; bu dünyanın azaplarına ağlayan Selim (1845-1909), Herik veya Molla Salih'i (1851-1904) taklid ederek sofi teorilerini savunan eserler veren Nakşibendi Mehri'dir (1830-1904). İran'da ise şairler daha verimlidir, örneğin; Sefi Vako (1808-1881) 20.000 beyit yazmıştır; Fatih Jibaru (1806-1876), Kürtçe, Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler yazmıştır. Mevlevi olarak anılan, Molla Rehim Tevagozi (1806-1852) bir yenilikçidir, pekçok yeni fikrin babasıdır ve kafiyeleri farklı olan kıtalar yazmıştır. Nihayet, Ehli-hak mutasavvıfların defter ve kaleminden de sözedilebilir: 1852'de ölen Timur Kuli ve mirasçısı olan ve 1875'lere doğru yaşanmış olan Teyfur ve Derviş Newruz. Leyla ve Mecnun üzerine Kürtçe bir destanı Molla Velev Han'a (1876-1885 civarında) ve karısının ölümü üzerine yazdığı hareketli bir mersiyeyi Ahmed Bey Komasi'ye (1795-1876) borçluyuz.

İkinci bir cereyan ise, 19. asırda ortaya çıkmıştır. Lirizm hızla yayılmış ve vatanseverlik nihayet ve sürekli olarak şiirde yerini almıştır. Kısaca, Hakkarili Şah Pirto (1810), aynı dönemde yaşayan ve "Aşk ve Dostluk Kasidesi" ile meşhur Muhammed Ağa Caf; Kurdi (Mustafa Sahibkıran, 1809-1849); Salim (Abdurrahman Sahibkıran 1800-1866), pekçok türde usta olan Mufti Zehavi (1792-1890), Vefayi (Mirza Rahim 1836-1912) ve maharetli Edeb (Evdellah Bey Mizbah 1859-1912), hem lirik hem de tasavvufi ve vatanseverlik şiirleriyle ün kazanmışlardır. Şehrizor'lu Nadi (Mela Hizer 1797-1855), anavatanı Kürdistan'ı övmüş; uzlaşmaz Hacı Kadir Koyi (1815-1892) ise, bilimsel ilerlemenin verdiği ilhamla, molla ve şeyhlerin zihni uyuşukluğuna veryansın etmiş, şeyhlerin modern yaşama uyum sağlayamayacağını iddia etmiştir. Din adamlarını bencillik ve fikir hürriyetine mani olacak şekilde zihni tembellikle suçlamıştır. Şiirleri hala gençleri heyecanlandırmakta, ayağa kaldırmakla, materyalist felsefesine rağmen (veya bu sebeple), bugünkü şairleri bile etkilemektedir. Şeyh Rıza Talabani'den (1835-1910) ayrıca sözetmeli; Talabani, tuhaf bir şahsiyet, tuhaf olmakla beraber, bir agnostiktir. Yalnızca Kürtçe değil, Farsça ve Türkçede irticalen şiir söyleme kaabiliyetine sahipti. Kısa hicivlerin kendine has bir tadı ve cazibesi vardır. Genellikle derin bilgisini sergiler, bazen öğreticidir; fakat zaman zaman kabalığa ve alaycılığa kayar. Ancak, hala Iraklı Kürt şairlerinin en iyi bilinenlerindendir.

Yeni Dönem: 1920'den Günümüze
Osmanlı İmparatorluğu'nun çözülmesinden sonra, yeni devletlerin kurulmasıyla Orta Doğu'ya hayli değişiklik getirmiş olan I. Dünya Savaşı, Kürt edebiyatını da etkiledi. Önceleri İstanbul, Kürt münevverlerinin biraraya geldiği ve eserlerini neşrettikleri bir merkezdi. Bugün ise, Kürt edebiyatının odak noktası Irak'a ve özellikle başkent Bağdat'a kaymıştır. Ancak tek merkez burası değildir. Lakin Kürt edebiyatına ivme verebilecek olanlar, sadece Kürt dergilerini yayınlayanların çabalarıdır; eski şairlerin eserleri ve yeni yazarların ürünleri, bu dergilerde sergilenmektedir. Düşmanlıkların sona ermesi ile birlikte, Kürt yayıncılığı ve dergiciliği, Irak'ta, başta merkezleri olan Bağdat, Kürt miliyetçiliğinin ocağı Süleymaniye, Revanduz ve Erbil olmak üzere, serbestçe gelişmeye başladı. Çoğu kısa süreli olduğundan hepsini sıralamak gereksiz. Fakat, edebi ve sosyal değerlerini gözönünde tutarak bazıların kısaca tanıtalım. Süleymaniye'de çıkan Jin adlı haftalık dergi, 1924'den beri aksamadan yayınlanmıştır; 1939-1949 arasında Bağdat'da Gelawej; 1954'ten beri Erbil'de Hetaw yayınlanmıştır. Sovyet Ermenistan'ında, 1929'dan beri Erivan'da Rêya Teze; İran'da 1959-1963 arasında Kurdistan yayınlanmıştır. Bedirhan kardeşler Şam'da 1932-1935 ve 1941-1943 yıllarında Hawar'ı (57 sayı), 1942-1945'de Ronahi'yi (28 sayı); Beyrut'da 1943-1946'da Roja Nû'yu (73 sayı) yayınladılar. Kürt Demokrat Partisi, 1958'den beri Xebat'ı yayınlıyor. Bugün, Kürt edebiyatı sadece Sovyetler Birliği ve Irak'ta kazasız, belasız yaşayabilmektedir. Şimdi bu dönemi inceleyebiliriz.
Nesir
Nesir, uzun zamandır hayli fakir bir alandı; ancak I. Dünya Savaşı'ndan beri yabancı edebiyatla ilişki sayesinde gelişebildi. Bu gelişme, Kürtçeye yapılan tercümelerden kaynaklanmıştır. Tercüme gayreti, kelime haznesinin yenilenmesini, çağdaşlaşmasını ve zenginleşmesini sağladı. Kürt okuyucular bu yolda, Kürdistan'a yabancıların yaptığı seyahatlerle ilgili değerlendirmeleri okuma fırsatı buldular. Özellikle Rich, Milingen, Hobbard, Lord Curzon, Freya Jtark ve benzerlerinin gözlemlerini okudular. Özellikle tıbbi alanda bilimsel makaleler ve dünya edebiyatından örnekler tercüme edildi. Sovyetler Birliği'nde Rusça ve Ermeniceden yapılan tercümeler, Marks, Lenin ve Stalin sözkonusu olduğunda bile, sadece nisbeten önemli alıntılarla sınırlıdır. Burada, Puşkin, Lermontov, Tolstoy, Gorki, Taumaninan ve diğer Rus, Sovyet yazarlarından pek az sayfa tercüme edilmiştir. Lübnan'da Victor Hugo, Daudet ve Lamennais'den pek az pasaj tercüme edilmiştir. Irak'ta ise Arapça ve İngilizceden bazı metinler tercüme edilmiştir; ancak burada, mütercimler daha cesur, daha ehliyetlidirler ve kısa pasajlarla tatmin olmazlar. Gerçekten de, Shakespeare'nin "Fırtına", Voltaire'in "Zadig", Gorki'nin "Palto" ve Corcis Zeydan'ın "Selahaddin'in Hayatı" gibi eserleri tamamen tercüme etmekten kaçınmamışlardır. Bu kuşkusuz daha ilginç ve daha öğretici olmaktadır.

Kürtlerin kendilerini daima rahat hissettikleri bir alan ise tarihtir. Cizreli ibn Athir (1160-1234), Erbilli ibn Xalikan (1209-1282) ve Selahaddin ailesinden Abdul Fida (1273-1331) gibi Kürt tarihçilerinin, umumi tarih sahasındaki eserlerini Arapça olarak kaleme aldıkları doğrudur. Diğer taraftan Şerefhan Bidlisi ise, Şerefname (Kürtlerin Tarihi 1596) adlı eserini Farsça kaleme almıştır. Bu temel kitap, yakın zamanlara kadar Arapçaya çevrilmemişti. İlk kez M. J. B. Rojbeyani tarafından yapılan tercüme 1953'te Bağdat'ta ve M. Eli Evni (1892-1961) tarafından yapılan diğer bir tercüme ise 1958-1960'da Kahire'de basıldı. Evni, Arapça'ya başka Kürtçe tarih kitaplarını da tercüme etti. Bu tarih yazıcılığı mirası, Kürtler tarafından ihmal edilmemiştir. Yaptıkları önemli çalışmalarla Kürt ve Kürdistan tarihine hayli ışık tutmuş üç Iraklı Kürt yazarının ismini zikretmek yeterlidir. Hüseyin Hüsni Mukriyani (1886-1947), M. Emin Zeki (1880-1948) ve Refik Hilmi (1961). R. Hilmi, Şeyh Mahmut isyanları üzerine bir çalışma yapmıştır. Dr. Nuri Dersimi ve Albay A. Yamulki ise, Dersim tarihi ve Kürt isyanları üzerine Türkçe eserler vermişlerdir (1957). M. Brifkani (1953), M Ciyawok (1954) ve Hasan Mustafa (1963) ise Barzani hareketleri üzerine Arapça eserler vermişlerdir. İran'da ise Kürt yazarlar Raşid Yasimi (1940), İhsan Nuri (1955) ve Muhammed Marduhi Kürdistani tarih çalışmalarını Farsça kaleme almışlardır. Bu kitaplar yakın dönemde, ilk ikisi Dr. A. Müftizade tarafından Kürtçe'ye ve üçüncüsü M. Fida tarafından kısmen Arapça'ya tercüme edilmiştir (1958). Tezat bir şekilde, Ermenistan'da yaşayan N. Mahmudov, Kürt halkı üzerine yazdığı Kürtçe kitabını 1959'da, Erivan'da yayınlamıştır. Kürt yazar, Muhammed Mukri'nin Ehli Hak üzerine Fransızca kaleme aldığı dini ve sosyolojik çalışmalar da zikredilebilir.

Pek az Kürt, Kürdistan'ın içlerine yolculuk yapmış, gezi ve gözlemlerini kaleme almıştır. Elimizde, Ali Seydo'nun 1939'da Arapça ve E. Sacadi'nin 1956'da Kürtçe olarak kaleme aldığı gezi notları bulunuyor. Goran'ın Hevraman'a yaptığı seyahatın notları, Kürtçe ve manzumdur (1933).

Sovyet Ermenistan'ında iki yazar, propaganda unsurlarıyla dolu olmasına rağmen canlılık ve renklilikten mahrum olmayan, hayat hikayelerinı yayınlamış bulunuyorlar.

Kürt Çoban'ın (1935) yazarı Ereb Şemo, 1958'de Berbang (Şafak) başlığını taşıyan bir kitap yazdı. Aynı yazar, yalnızca başlangıcını Sovyetler'de yazdığı Mutlu Hayat adlı eserini ise 1959'da yayınladı. 1947'de ölen Vezir Nadir ise, Sefaletle Öğrendik adlı aynı türde bir eser verdi. E. Avdal'ın "Transkafkasya Kürtleri'nin Tarzları ve Adetleri" ise maalesef Ermenice kaleme alınmıştır.

Edebiyat eleştirisi, edebiyat tarihi ile yakın ilişki içindedir. Genellikle makale ve notlar üzerine ürün verilmekteyse de, bu, Celadet Bedirhan (1893-1951), Yunus Rauf (1917-1943) ve Cemil Bendi Rojbeyani gibi, özellikle Zengene, Kelhur ve komşu aşiretlerin yazar ve şairlerine eğilmiş otoritelerin dahice eserleri için söylenemez. M. Haznedar, çeşitli şiir antolojilerine önsöz yazarak katkıda bulunmuş ve Kürt şiiri üzerine bir inceleme yayınlamıştır. Sovyet Ermenistan'ında iki genç münekkid dikkat çekmektedir; Emerik Serdar ve Ordihan. Fakat bu sahanın yıldızı, Iraklı Kürt Alaaddin Secdi'dir; Kürt Edebiyatı Tarihi (1952) adlı eseri, akademik ve kültürel bir abidedir. Kuşkusuz bu eser hata ve noksanlıklar içermektedir. Ancak bir bilgi hazinesi olduğu da kesindir. Ele aldığı yazar üzerine şiirsel bir nesirle yazdığı bir medhiye ile başlamakta, kısaca hayatını anlatırken, kronolojiye ve zaman-mekan ayrıntılarına özel bir dikkat sarfetmektedir. Ardından, özellikle hala yayınlanmamış olan eserlerinden geniş alıntılar yapmakta, daha sonra yorum yapmaktadır. Eğer eser, Irak'ta kullanılmayan bir lehçeyle, mesela, Goranice yazılmışsa, tam bir tercüme yapar. Gerektiğinde sunulan eserin baskılarını da verir.

Nesir olarak yazılmış edebiyat harikalarına geçebiliriz. Masallar ve kısa hikayeler. Bunlar çok sayıdadır ve çoğunluğu, gençlerin maharetlerini sergilediği dergilerde yayınlanmıştır. Kısa hikaye ve masal konularında harikalar yaratan Kürtler'in kökeninden, tamamen tabii bir şekilde akmaktadır. Bu sahada sivrilmiş yazarların bir listesini vermek niyetinde değiliz; kaldı ki, pekçok ismi de biliyoruz. Ancak, Irak'lı Kürtler arasında M. M. Emin, M. J. Wurdi, K. G. Baban ve aynı zamanda çok iyi bir mütercim olan J. A. Nebez anılmalıdır. Ortadoğu'da yayınlanan Kürtçe dergilere geçmişte katkıda bulunmuş yazarlar hakkında daha fazla bilgiye sahibiz; ahlaki dersler veya güzel hayvan masallarının yazarı M. E. Boti, okuyucuların zihninde yeni fikirler açan Kadri Can; Lausanne'da Momier'min şahsiyetçiliği üzerine bir doktora tezi yazmış olan ve hikayelerinde daima vatansever bir koku yeralan Dr. Nureddin Yusuf Zaza. Osman Sabri'den ayrıca sözetmek gerekir. Daha ziyade maceralı ilişkilerden ve yurttaşlarının adetlerini naklederken haz duyan Sabri, Selahaddin ve Napolyon üzerine tarihi makaleler yazmıştır. Av hikayeleri, kendine has bir renk taşır. Basit ve dolaysız tarzı, geniş hayat gücüyle gözümüzün önüne yaşam dolu sahneler getirir. Kendisini günümüzün en büyük nesir yazarı olarak selamlıyoruz. Daha sonra bir yazar olarak değineceğimiz Cigerxwin, 1946'da, Cim ve Gülperi adında genç bir çiftin sıradan maceralarını anlattığı uzun bir hikaye yayınladı; kendisi bunu roman olarak değerlendirmede hatalıdır. Sovyet Ermenistan'ının pek nesirci yetiştirmemiş olması üzücüdür. Ancak, Yeni Bir Sabah (1947) ve Kürt Halk Hikayeleri (1959) yazarı H. Cındi ve Damê Xatê (1959) ile Uyanış (1960) yazarı Evderehman zikredilebilir. Gerçekten de çok üretken bir yazar olan ve edebiyat tahlilleri, masallar, felsefe, fikir ve tarihin harmanlandığı kısa hikayeler içeren, üç ciltlik Makale ve Yazılar'ın (1957-1958) yazarı E Secadi'nin "İnci Dizisi", kendi türünde eşsiz bir eserdir.

Tüm bunlar bir gerçeği ortaya koymaktadır; bazı önemsiz denemelere karşın, Kürt edebiyatında roman yoktur. Aynı şekilde, tiyatro eserlerinin de mevcud olmadığı söylenebilir. Bazı hamilerin yardımıyla bazı girişimler yapılmışsa da, bu fazlailerlemedi. Oysa, roman ve dram için konu yokluğu sözkonusu değildir. Kürt halkının tarihi, efsane ve destanları, feodal imtiyazlar ve başlık parası gibi eski adetler ve hatta modern psikolojik ve toplumsal durumların yarattığı duygusal, bilinçsel ve ahlaki çatışmalar pekala malzeme olabilir. Lakin, bu hakiki veya efsanevi olguların, sanatsal hayal gücüne dayalı yaratıcılık sahasında işlenmesi ve rasyonel olarak bu sahaya uyarlanması, bir kaç kıta yaratmak için gerekli olandan daha fazla çabaya ihtiyaç duymaktadır. Bugüne kadar eksikliği çekilen de budur. Fakat aynı husus, Araplarda dram sanatı için de söylenebilir.

Nazım
Kürt edebiyatında nesir yazarlarının artış göstermesi nedeniyle, şiirin kaybolmakta olduğu sanılmasın. Bu gerçekten hayli uzaktır. Şeyhler, tasavvufi şiirsel kaygı ve tasarımlara yönelerek dengeyi tekrar tesis etmişlerdir. Özellikle Irak'ta, büyük bir kısmı elyazmaları halinde bir köşede kalmış bulunan 19. asır şiiri 1920-1939 senelerinde yayınlandı. Mehvi'nin şiirleri 1922'de, Nali, Kurdi ve Hacı Kadir Koyi'nin 1931'de, Salim'in 1933'de, Talabani'ın 1935'de, Edeb'in, 1936 ve 1938'de Herik ve Mevlevi'nin 1938 ve 1940'da yayınlandı. Kürt şairlerinin hayli açıklayıcı müstear isimler kullanmakta oldukları dikkat çekicidir. Aynı dönemde, Emin Fevzi (1920), Eli Hemal Bakir (1938), Mela Ebdılkerim (1938) ve Refik Hilmi (1941-1956) sayesinde, eski şairlerin antolojileri de günışığına çıktı.

Fakat herşey gibi Kürt şiiri de değişmektedir. M. A. Haznedar, 1962'de kafiye ve vezin üzerinde özellikle durduğu ve münevver Arap ve Fars şiirinin karışık kurallarını izleyen kadim veya klasik şiirle, ölçü ve biçim açısından daha serbest olan modern şiiri mukayese ettiği harika bir inceleme yayınladı. Genç kuşak, yeni tarzı yeğlemektedir.

Tamamen tasavvufi eserlere gittikçe daha nadiren rastlasak da, bunlar bütünüyle kaybolmamışlardır; Kake Heme Nari (1874-1944), hala Allah aşkı ve yalnızlık üzerine şarkılar söylemektedir. Dahası Iraklı, Suriye veya Sovyet ülkelerinin vatandaşı olsun, hiçbir şair tek telden çalmaz; havaya girdiklerinde, bazen lirik, bazen adanmış, bazen vatansever şairler olarak karşımıza çıkarlar. Bu nedenle, bunları kategorik olarak sınıflandırmak bir hayli zordur.

Öğretmenlerden henüz sözettik. Pekçoğu hemen her zaman fabl türünde didaktik eserler vermişlerdir. Osman Sabri'nin (kendisi öğretmen değildir) Suriye'de yaptığı ve genç Sovyet yazarlarının yapmakta olduğu budur. Yazarken zihinleri öğrenciyle meşguldür ve eserlerinde ahlaki dersleri veren tınıları algılamamak mümkün değildir. Bu her zaman büyük şiir değildir; ancak, genellikle basitlikten ve canlılıktan kaynaklanan bir kalite sergiler.

Gerçek şairler, lirik eserler verir; aşk, aile, tabiat ve harikalarını, çalışma ve gündelik hayatın şarkılarını söylerler. Irak'ta şair-i azam, Kürt toprağının güzelliklerine ve tarihine duyduğu aşkı, genç kalplere aktarmayı bilmiş olan Piremerd (ihtiyar) Hacı Tevfik'tir (1867-1950). Ziver olarak tanınan Evdellah Muhammed (1875-1748) de, gençlerle ilgilenmektedir; tabiatı ve memleketinin cazibelerini şiirleştirdiğinde derin hisleri ayağa kalkar ve okurun hislerini de ayağa kaldırır. 1900'de doğmuş olan Kani veya Muhammed Şeyh Evdal Kadir, yurdun çeşitli mest edici sahnelerini, bir kısa cüzler dizisi aracılığıyla tasvir etmektedir; bu cüzlerin isimleri de gönlü ve ruhu okşayan ıtırlar gibidir: Mervan'ın Gülbahçesi (1951), Germiyan Ovası (1955). Bêkes, Faik Evdelah'tan (1905-1948) hayli farklı bir şahsiyettir. Bêkes, Verlaine gibi sadece şiir için yaşamış, fizik ve moral bedbahtlığına rağmen genç kuşakları adalet, iyilik ve vatan için mücadeleye sevketme uğraşını asla bırakmamış, çok eza görmüş, talihsiz bir hayat sürmüştür. Şahkir Fatar, 1924'de Kufri'de doğmuş olan Neriman (Mustafa Seyid Ahmed) ve 1926'da Kameran'da doğmuş olan Resul Bizar Gerdi gibi genç şairler, saleflerinin izinden gitmektedirler.

Sovyet Ermenistan'ında ise, eski efsaneleri derlemeye ve daha kişisel eserleri derlemeye girşmeden önce, akademisyenler için yazmaya yönelmiş, kıymetli bir grup mevcuttur. 1906 doğumlu H. Cındi ve 1910 doğumlu Eminê Evdal'ın kendileri de öğretmendir ve şiirlerinde akademik bir tad sezilir. Mikail Raşid, daha genç görünmektedir ve Kalbim (1960) adlı hayli ustalıklı bir şiir örneği vermiştir. Gerçekten de, mısralarında çeşitli teknikleri sergilemekte ve sekizlik kıtalarından sıcak duygular taşmaktadır. Fakat, bütün olarak bakıldığında, şiiri ideolojik ve komünist idealizmini yansıtmaya yöneliktir. Yine de, 1908 doğumlu Casımê Celil gibi, o da parlak bir şairdir. Celil, yıllık Sovyet Kürt yazarları antolojilerinin resmi editörüdür. Doğal olarak, kendi eserleri de bu antolojide yeralmaktadır. Kendi şiirlerini topladığı eserleri de vardır; Alagöz, (1954) ve Günlerim (1960). Farklı baskıları karşılaştırmak ilginç olacaktır, zira, her biri geniş bir şekilde yeniden işlenmiştir. Sanatsal bilincinin bir işareti olarak, eserlerini neredeyse yirmi defa yeniden dokumuştur. Bu iki cilt, şiirsel ve ustalık bakımından daima mükemmel olmasa da, sıradanlıktan ustaca kaçış denemesini sergilemektedir. Bir sevgilinin, şu meydan okumasında da bu görülmektedir:

Ben vahşi bir gül goncası;
Parlaklığını verir bana
güneş,
Parlaklığını yağdırır çiy damlaları.

Dokunmazsan bana,
Çiçeklenemem ya;
Dokunmazsan bana,
Mahrum kalırsın kokumdan.

Ben bir yaban gülü, dağların gülü...
Senden uzaklardasın sen.
Çiçekler sevda okşayışlarında.
Aşkla yumuşasın, köklerimi saran toprak

Dokunmazsan bana,
Çiçeklenemem ya;
Dokunmazsan bana,
Mahrum kalırsın kokumdan.

Ben bir yaban gülü, dağların gülü...
Senden uzaklardasın sen.
Ey hassas bahçevan, gülden anlayan...Gel kopar beni, aşır beni dağlardan.

Dokunmazsan bana,
Çiçeklenemem ya;
Dokunmazsan bana,
Mahrum kalırsın kokumdan.

Cesursan, aparırsın beni uzaklara;
Hoş edersin gönlümü,
Bir taze gelin gibi.

Dokunmazsan bana,
Çiçeklenemem ya;
Dokunmazsan bana,
Mahrum kalırsın kokumdan.

Emir Kamuran Bedirhan da, dilbilimsel ve siyasi faaliyetleri dışında, güzel şiirler yazmıştır. Çok sayıda derleme yayınlamıştır. Okul çocukları için Çocuklarımın Kalbi (1932), Fransızca ve Almancaya tercüme edilen Işık ve Kar (1935) ile mizahi Hayyam Rubaileri (1938). Aşk temasını işleyen bu lirik mısralar, büyük bir duygu inceliği, kendine has bir hayal gücü ve etkileyici bir ifade usülü sergilemektedir.

Temelde lirik olan bu şiirlerin yanısıra, toplumsal içerikli, "adanmış" eserlerle de karşılaşmak şaşırtıcı olmamalı. Çünkü, şairler daima yeniden doğuşu vaazdeden, geçmişteki istismarı eleştiren ve gelecekteki mutluluk ihtimallerini sezen peygamberler olagelmişlerdir. Sovyet şairlerinde sıklıkla tekrarlanan temalar, önce kadının özgürleşmesi, feodal sömürüye son verilmesi, dini ibadet ve inançların kökünden sökülüp atılması gerektiğini hatırlatmaktadır. Yazarın bu temaları vurgulamadığı bir derleme bulmak mükün değildir. Etar Şero, dörtlüklerinin hemen hemen tamamında, Kürtlerin eski devirlerdeki halini işlemektedir; cehalet, sefalet, baskı ve tekrar tekrar kaldırılması gereken bir kölelik kalıntısı olarak gördüğü başlık parası ödeme adetine döner. Bu, diğer şairlerin de sıklıkla işlediği bir nakarattır adeta. Öyle ki, bu adetin kökünün kazınmasının hayli zor olduğu anlaşılır. Usıv Seko, "Sihid" adlı şiirinde, zenginlerin ve tacirlerin zorbalığı karşısında, fakirin daima kurban olduğu toplumsal çöküş halini tasvir etmektedir. H. Cındi ise, feodalizmin sınır tanımaz adaletsizliğine karşı, sınıf mücadelesini desteklemektedir; mazlumların safında heyecanlı bir tepki oluşturmayı da başarmaktadır. Uzun şiiri "Gülizar"ın konusu budur. Sonuçta aşk, feodal istismar, aşiretsel kan davası, kaba başlık karşısında aşk, milli savaş, hürriyet mücadelesi sayesinde üstünlük sağlar. Vezir'in, Nado ve Gülazır'ın maceralarını anlattığı eserinde de aynı olgu takdis edilmektedir.

Hêvî Gazetesi, 3-9 Ocak 1997, Sayı: 50
Kaynak: Thomas Bois - The Kurds (Kürtler), Beyrut, 1966
İngilizce'den çeviren: B. Peker

Bu yazı, Mehmet Bayrak'in Kürdoloji Belgeleri adlı kitabından alınmıştır
yorum | | Devamı...

Kürt Tiyatrosu Sahipsiz ve Salonsuz

Unknown 24 Temmuz 2013 Çarşamba 15:56

24 Temmuz 2013 Çarşamba


Tiyatro sanatçısı Aydın Orak Kürt tiyatrosunun geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması, sorunların giderilmesi için “Kürtçe Tiyatro Konferansı” çağrısı yaptı.

Orak, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’a da, “Şimdiye kadar Kürtçe tiyatro yapan grupların hepsini bir toplantıda buluşturmak en doğrusu. Kürtçe tiyatro için açılım çerçevesinde bir paket hazırlanmalı. Ayrıca İstanbul, Ankara ve İzmir gibi yerlerde Kürt tiyatrosuna salonlar tahsis edilmeli” dedi.

Teatra Avesta’nın kurucusu Aydın Orak, Kürt tiyatrosunun gelişimi, sorunları ve yapılması gerekenleri AKnews’e anlattı…

Teatra Avesta’nın kuruluş aşamasını, sürecini anlatır mısınız?

2003’te bir iki arkadaş oturduk, böyle bir oluşuma gittik. Kürt tiyatrosu geleneğinden geldiğimiz için Kürtçe oyunlar yapmamız gerektiğini düşündük. Kendimizi tiyatroda ifade edebileceğimiz bir oluşuma gitmek istedik. İsmini de Teatra Avesta koyduk. Repertuarını da kendimizin oluşturacağı ve kendi tiyatrosal dilimizi geliştirebileceğimiz bir tiyatroyu kurduk.

Yer ve ekonomik anlamda sıkıntı yaşıyor musunuz?

Türkiye tiyatrosunda olduğu gibi Kürt tiyatrosunda da ekonomik sorunlar yaşanıyor. Onların nedenini de ben seyirci ile rahat buluşamamaya bağlıyorum. Çünkü tiyatro biraz pahalı bir organizasyondur. Tek kişilik bir oyun olsa bile arkanda bir ekiple gelmen lazım. Bilet satılması gerekiyor, salon kiralanması gerekiyor. her şeyden önce organizasyon problemi var.

Şu an prova yaptığınız bir salonunuz var mı?

Maalesef yok.

Çalışmalarınızı nasıl yürütüyorsunuz?

Çeşitli yerlerde provalar alıyoruz. Örneğin İstanbul’da Ayışığı Sanat Merkezi, Yeşilev gibi yerlerde provalar alıyoruz. Oyunun çıkış aşamasında prova alıyoruz. Ondan sonra oyunu sahnelemek için çeşitli salonlara başvuruyoruz. Bölge salonlarına, İstanbul, İzmir, Ankara’daki salonlara başvuruyoruz. Sabit bir mekânımız yok. Tüm imkânsızlıklara rağmen Kürt tiyatrosunu var etmeye çalışıyoruz.

Oyunlarınızı sergileyememenizin nedeni sadece organizasyon mu? Örneğin gittiğiniz her yerde salon bulabiliyor musunuz?

Organizasyon birinci problemimiz. Şayet Diyarbakır gibi bir yerde organizasyon şirketi ya da kurum o oyunun oynanması gerektiğini düşünürse ve oyunun organizasyonunu ben yapacağım derse, o kurum ne yapar eder bir salon bulur. A salon vermez, B vermez ama C’de bir salon bulur. Belki daha kötü bir salon bulunur ama nihayetinde o salon bulunur ve oyun sahnelenir. Bir organizasyon şirketimiz olmadığı için İstanbul’dan burayı arıyoruz. İletişimsizlikten dolayı başka bir yeri arayamıyoruz. Eğer organizasyon olsaydı, oyunu sokakta bile oynayabilirdik.

Kürt tiyatrosunun geldiği noktayı nasıl buluyorsunuz? Hak ettiği yerde mi?

Kürt tiyatrosu bence hak ettiği yerde değil. Bunu da Kürtlerin ilgisizliklerine değil, Kürt yöneticilerinin ilgisizliğine bağlıyorum. Kürt sanatını yönettiğini düşünen, Kürt sanatını halka ulaştırdığını düşünen organizasyonlara bağlıyorum. Ne kadar doğrudur bilmiyorum ama biraz Kürt siyasetçilerine de bağlıyorum. Bu işler yasakken  -Halen de fiili yasaklar var- devletin birebir yasakladığı ve hiçbir şekilde salonunu vermediği bir süreçte biz oyunlarımızı daha rahat sahneleyebiliyorduk. En azından devletle kavga ediyorduk, emniyetle kavga ediyorduk, bu kavgalar sonucu ya oyunlarımızı sahneleyebiliyorduk ya da sahneleyemiyorduk. Ama şuan geldiğimiz noktada Kürtlerin yüze yakın yerel yönetimi var. Ama salon bulmakta zorlanıyoruz, hatta çoğu kez bulamıyoruz.

Kürt kuruluşları sizin önünüzde engel mi?

Biz Kürtlerde bir şey vardır; yasakken daha tatlıdır, daha çok mücadelesi verilir. Bir dönem şunu bile düşündüm; artık Kürtçe kanal açıldı, Kürtçe’nin önü açıldı, artık Kürtçe tiyatro yapmayayım. Tamamen yasaklara karşı bir tiyatro yapıyormuşuz gibi. Geldiğimiz aşamaya baktığımızda imkânlar biraz daha çoğaldı. Artık devlet tiyatrolarında bile Kürtçe oyunlar sahnelenebiliyorken, bunun geriye doğru gidiyor olması bence bu saatten sonra gerçek aktörleri ortaya çıkaracak. Şimdiye kadar iman gücüyle, kavgayla oluyordu, bugünden sonra  daha farklı olacak.

Şu ana kadar Teatra Avesta olarak kaç oyun sergilediniz?

“Bir Deli’nin Güncesi”, “Sen Gara Değilsin”, “Araf” ve “Mirina Zimanekî” oyunlarını sergiledik.

Bir ara devlet tiyatrosunda sahnelediniz oyununuzu…

Ankara Uluslararası Festival’de Araf oyunumuzu sahneledik. Hiçbir sorun yaşamadık. Biz bölgeye gelirken, istenen sabıka kaydı türü evrak da istenmedi. Oyun Musa Anter’in hayatını anlatmasına ve politik olmasına rağmen Devlet Tiyatrosu sahnesinde hiçbir sorun yaşamadık, ama organizasyon ve çeşitli salon sorunlarından dolayı Diyarbakır’da oyunlarımızı sahneleyemiyoruz.

Kürt tiyatrosunun yaşadığı bu sıkıntıları anlatmak için Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ile hiç görüşme talebinde bulundunuz mu?

Hiçbir görüşmede bulunmadık ama görüşmek istesek de görüşemeyeceğimizi biliyoruz. Çünkü bir Devlet Bakanı’na ulaşmak biraz zor. Bence Kültür Bakanı Sayın Ertuğrul Günay’ın bu konuyu programına alması gerekiyor. Kendileri bunu düşünmeli. Türkiye’de kendilerinin de isim taktığı bir “demokratik açılım”dan söz ediliyor. Bu açılımın Kürt tiyatro ayağı bence şu olmalıydı; şimdiye kadar Kürtçe tiyatro yapan grupların hepsini bir toplantıda buluşturmaları gerekiyordu. Onların isteklerini ya da sorunlarını bu toplantıda öğrenirsiniz ve ona bir paket hazırlarsınız. Daha sonra bu paketi hayata geçirirsiniz. Birinci adım oradan olması gerekiyor diye düşünüyorum. Yıllardır Kürt tiyatrosu kaynak için başvuruyor. Hiçbir şekilde destek sunulmadı. Bu yıl bir destek sunuldu. Sunulan destek de diyalogsuz bir oyunaydı, dilin olmadığı bir oyunaydı. O da Kürtçe tiyatroya ödenek ayrıldı diye lanse edildi. Kültür Bakanlığı özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi yerlerde Kürt tiyatrosuna salonlar tahsis etmeli bence. İstanbul gibi 2 bin tiyatro grubunun olduğu bir yerde bir tane Kürtçe tiyatro yapacak bir salonunun olmaması büyük bir sorun.

Kürtçe tiyatro salonu Kültür Bakanlığı bünyesinde mi olmalı?

Kültür Bakanlığı’na bağlı bir çok tiyatro salonu var. Belki bunlardan bir tanesini tahsis eder ve bütün Kürt tiyatroları orada sahne alır, provalarını alır. Açılım için bunu bir öneri olarak söylüyorum, umarım sesimizi duyarlar.

Kürt kuruluşlarına da buna benzer bir öneriniz var mı?

Kürt müziği, sineması, konferans yapacak bir düzeye geldi. Kürt tiyatrosu da yapabilir mi çok emin değilim. Kürt tiyatro konferansı yapılmalı ama onun öncesinden Kürtçe oyunlar çıkmalı. Yılda üç beş Kürtçe oyun çıkıyorsa, bunun konferansını yapmanın bir anlamı yok bence.

Oyunların niye çıkmadığı da bir sorun. Bütün bu sorunların tespiti için konferans şart değil mi?

Aslında dediğiniz daha mantıklı. Kürt tiyatrosu konferansı olursa daha etkili olabilir. Ama dar çerçevede olmamalı. Gerek Avrupa’dan, gerek Türkiye’nin Batı illerinden, gerek Kürdistan’ın diğer parçalarından tiyatro gruplarının çağrılıp, o konferansta sorunlarını dillendirmesi bence olumlu. Bir duyum aldım ama ne kadar doğru bilmiyorum.

Önümüzdeki süreçte Kürt Tiyatro Konferansı’nın Diyarbakır’da yapılacağına dair söylentiler var. Böyle bir şey olursa, mutlaka ileriye dönük daha etkili adımlar atılabilir.

Başka ulusların tiyatro kültürüne baktığımızda, köklü bir geçmişinin olduğunu görüyoruz. Kürt tiyatro tarihi nerede başlıyor? Geçmişte Kürtler tiyatroyla ilgilenmiş mi?

Bunun araştırmasını ben kendimce yaptım. Geleneksel Kürt tiyatro oyunlarını, halk arasında yapılan kısa oyunları, yılbaşlarında ve Newroz’larda oynanan oyunları bir kenara bırakırsak, günümüz dramatik modern tiyatronun nereden başladığını da biraz araştırdık. Aslında tüm kapılar 1918’de Abdurrahim Zapsu’nun “Memê Alan” adlı kısa oyununa açılıyor, Kürt tiyatrosu ona dayandırılıyor. O dönem bu oyun Jîn dergisinde yayınlanmış.

1920’lerde Hewlêr’de Kürtçe tiyatronun yapıldığını, 1946’da Mehabad Kürt Cumhuriyeti’nde “Dayika Niştiman” oyununun oynandığını biliyoruz. Bunların hepsi rivayetler ve elimizde kaynağı olmayan, ancak duyduğumuz şeyler. Bir tek “Memê Alan” eseri günümüzde var.

1930’larda Rusya’da Kürtçe oyunların oynandığı, Erebê Şemo’nun Kürtçe oyunlar yazdığını ve çeşitli yerlerde sahnelendiğini duyduk. 1959’da Apê Musa’nın (Musa Anter) yazdığı “Birîna Reş” adlı piyesi bulunuyor. Bu piyes Türkiye’de Kürtçe yazılı metin olması yanı sıra ilk Kürtçe basılan kitap olma değerini de taşıyor. 1988’lerde cezaevlerinde Kürtçe tiyatroların yapıldığını biliyoruz.

En son 1990’larda Mezopotamya Kültür Merkezi’nin açılmasıyla bu gelenek devam etti ve bu günlere kadar geldi. MKM’nin açılmasıyla biraz daha düzeyli, daha kurumsal oyunlar yapılmaya başlandı. 2000 yılına kadar Kürt tiyatrosunun çıtası yükseliyor ama 2000 yılından sonra Kürt tiyatrosunda bir tıkanma yaşanıyor. Ve bu yükselen çıta şu an iniş aşamasında. Çünkü Avrupa’da da Kürtçe oyunlar neredeyse hiç yapılmıyor. Türkiye’de Kürtçe tiyatroları toplasak on taneyi geçmez.

Bahsettiğiniz “Memê Alan” piyesinin “Memê Alan Destanı”yla ilgisi var mı?

O destanla ilgili değil. Sadece ismi aynı.

Bu piyes 1918’lerde oyun olarak sahneleniyor mu?

Bildiğim kadarıyla oyun olarak sahnelenmedi. Piyes olarak Jîn dergisinde yayınlandı. Oynanmadığını biliyorum ama yanılıyor da olabilirim. 1996’da MKM’nin Teatra Jiyana Nû, bu oyunu sahneledi.

AYDIN ORAK / PORTRE

Aydın Orak 1982’de Nusaybin’de dünyaya geldi. Teatra Jiyana Nû grubun ve kendisinin ilk tragedya oyunu olan Prometheusê Zincîrkirî (Zincira Vurulmuş Prometheus) oyununda Hermes ve Kratos karakterlerini oynadı. Bu oyunla Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali, Diyarbakır Kültür Sanat Festivali, Doğu Beyazıt Kültür ve Turizm Festivali’ne katıldı. 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında Türkiye’ye gelen dünyanın efsanevi tiyatro adamı Peter Brook’un atölyesine katıldı. Aydın Orak, 2003’te birkaç arkadaşıyla Tiyatro Avesta’yı kurdu. 2005’te Saklı Duygular adlı ilk Kürtçe şiir kitabını Berçem Yayınları’ndan yayınladı. Özgür Gündem, Radikal, Azadiya Welat gibi gazetelerde, tiyatroyla ilgili yazıları yayınlandı.
yorum | | Devamı...

Kürt Dili ve Edebiyatı Portresi

Unknown 22 Temmuz 2013 Pazartesi 18:40

22 Temmuz 2013 Pazartesi


 Kürt dili; Hint-Avrupa dil  gurubunun Aryan kolundandır..Her ne kadar Kürtçe İrani diller ailesinin kuzeybatı grubu içinde yer alıyorsa da, o kesin hatları ile,  Farsça’dan tamamen bağımsız bir dildir.
Kürt dili Kürdistan diye adlandırılan ülkenin yaygın ve çoğunluk insanın konuştuğu bir dildir. Bilindiği gibi Kürtler bu gün hala,  Türkiye, İran, Irak, Suriye, Ermenistan devletlerinin “ Misaki Milli “ sınırları arasında yaşamaktadırlar ve bağımsızlıktan yoksundurlar.

Kürtlerin dünyadaki toplam nüfusu 50 milyona yakındır. Güney parçasını saymazsak eğer ( orada federe bir Kürt yönetimi var ve Kürtler kendi kaderlerini tayin etme konusunda diğer parçalara nazaran özgürdürler.) bu büyük nüfusa sahip halkın hala kendi devleti yoktur. Kürtler hala Türkiyenin, İranın ve Süriyenin “ Kürtleri “ diye adlandırılmaktadırlar ve  coğrafyalarında özgür değillerdir.. Bu gün Dünyadaki  52 bağımsız  devletin toplam nufusu, Kürtlerin toplam nüfusundan daha  azdır.

Başka bir deyişle dünyada bu gün bağımsız devlet olarak egemenliğini sürdüren 52 devletin toplam nüfusu, Kürt nüfusundan daha azdır.Buna karşın Kürtlerin bir devleti yoktur.

Kürt dili, dünyanın en eski dillerindendir. Bu gün sadece Irakta resmen tanınmaktadır. Sadece Kürt federe bölgesinde Kürt dili, resmi dil statüsündedir.

Bu bölgede kamusal alanda ve devlet bürokrasisinde egemen olan lehçe ise sorani lehçesidir. Güney ve Doğu parçalarının çoğunluk lehçesi Sorani olsa bile, genel Kürt nüfusu bakımından Kurmanci lehçesi, Kürtlerin yaklaşık % 60 lık bir bölümü tarafından kullanılan en yaygın lehçedir. Kürtçenin sadece Kurmanci lehçesi ile en son hazırlanmış olan sözlük ( sayın İzoli ve sayın Zana Farqininin sözlükleri )  130 binden fazla kelime içermektedir. Kürt dilinin kullanılamamadan ötürü en az bir o kadar da kelime kaybına uğradığı savlanmaktadır. Sorani, Zazaki , Lori, gorani ve Hawraman lehçe ve ağızları da eklendiğinde, bu dilin genel kelime hazinesinin 200 binin üstünde olduğu kabul görmüş bir gerçekliktir.

Bunun dışında ( Irak Hariç ) tarihte hiç bir zaman resmi dil sıfatında eğitimde, siyasette ve kamusal alanda Kürtçe yaygın bir biçimde kulanım şansı bulamamıştır. Buna karşın, onca asimilasyon, özümleme ve yozlaştırma uygulamalarına karşın hala yok olamamıştır. Kürtçe, Zengin bir edebiyat ve kelime hazinesine sahiptir.

Kürt edebiyatı, sözlü  ve yazılı edebiyat olarak kendini göstermektedir. Sözlü edebiyat, Dengbéjlerin çağlardan taşıyarak ( söyleyerek ) getirdiği anlatım edebiyatıdır ve çok eski tarihlere dayanmaktadır. Kürt edebiyatı sözlü geleneğinden beslenerek çağlar boyu bu güne gelebilmiştir.

Yazılı edebiyatın ilk ürünü olarak da, 950 yılı dolaylarında, ünlü Kürt Şair BABA TAHİRÊ ÛRYAN ( 935-1010) tarafından Hamedan kentinde, ( Bazı kaynaklar, şaire Tahir Hemedani de demişlerdir. ) yazılmış olan Rübaileri örnek vermek yeterlidir. Ömer Hayamın rübaileri Baba Tahirden uzun yıllar sonra kaleme alınmıştır. Sözlü Kürt  edebiyatının tarihi binlerce yıl öncesine kadar  uzanır. 

Kürt edebiyatının ve şiirinin en çok yaygınlaştığı lehçesi Soranicedir. Süleymaniye Kentinin alınmasından sonra ,  Kürt edebiyatı, büyük bir ivme kazanmıştır. 200 yıl içinde binlerce edebi eser yazılmış ve yayınlanmıştır.  Bu eserlerin hemen tümü Arami ( Arapça diye ifade edilen ) yazı karekteri ile ( alfabe ile ) yazılmıştır. Saddam Zamanında bile Kürtçe o bölgede yasaklanmamıştır.

Botan beyliği döneminde Kurmanci lehçesinden eserler rastlamaktayız. Daha sonrada Erdelan beyliği döneminde Mah Şeref Xanım ( Mesture Erdelani ) gibi önemli yazarlara rastlanır. Baban emirliği zamanın da ise, Salim, Nali ve Kurdi gibi, Kılasik Kürt edebiyatının en önemli üç şairi ortaya çıkmıştır. Wefai ve Haci Qadiré Koyi de, bu dönemin diğer ünlüleridir. Ama Piremérd, yakınçağ Kürt şiirinin duayenlerindendir.

Erdelan ve Baban beyliği döneminin edebiyat lehçesi soranicedir ve eserler bu gün Arap alfabesi olarak bilinen Aramice aifabe ile yazılmıştır.İran parçasının en ünlü şairleri Hémin, Kane Muzher ve Hejardır.

Türkiyede ise,Cigerxwin ve Osman Sabri en başta gelenlerdir.

Modern Kürt edebiyatının en önde gelen şairi Abdullah Gorandır. Kürt dilinin Soranice lehçesi ile  yazılmış İlk Kürt romanı 1950 li yıllarda İbrahim Ahmed tarafından yazılan  ve daha sonraları da, Rüstem Cemili adlı Kürt yönetmen tarafından sinemaya uyarlanmış olan JANA GEL adlı romandır. Bextiyar Elinin yazdığı,EVAREY PERWANE ise ilk modern Kürt romanı olarak kabul edilir. Daha sonraları ise ŞAR romanı gelmektedir.

Kürtlerin kullandığı bir başka alfabe de, Kiril alfabesidir. Ermenistan  ve eski SSCB ülkelerinde kullanılmaktadır. Giderek gerileyen bir alfabedir. Kürtler çok da rağbet etmemektedirler.

Ereb Şemonun kiril harflerle 1930 lu yıllarda  yazdığı ŞİVANÊ KURD adlı roman da, çağdaş romana örnek verilebilinir. Eğer uzun öyküler tarzında yazılmış olan bu yapıta roman diyecek olursak, buna göre Şivanê Kurd de en önde gelen Kürt romanıdır.Bu  roman kirilce yazılmıştır. Daha sonraları, il kez Özgürlük Yolu yayınlarınca Kurmanciye, ve daha sonraları da aynı yayın evi tarafından Kürt Çoban adı ile Türkçeye çevrilmiştir. Erebê Şemo, Şekroyé Xudo, Heciyé Cindi, Casimé Celil, Celilé Celil, Ekseré Boyik, Karlané Çaçan,Tosiné Reid, Weziré Eşo,Emeriké Serdar, Xelîlê Çaçan, Temurê Xelil ve daha onlarca kişi eski SSCB ülkelerinde ; önceleri Kiril daha sonraları da Latin harfleri ile eserler vermişlerdir.

Kürt dilinin eski ve güçlü edebi ürünlere sahip diğer  lehçesi de Kurmanci lehçesidir. Bu lehçe ile yazmış en önemli  Kürt şairler, Elî Herîrî (1425-1495), Feqîyê Teyran (1590-1660), Melayê Cizîrî (1570-1640) ve Ehmedê Xanî (1650-1707) 'dir. Ehmedê Xanî tarafından yazılmış olan Mem û Zîn adlı eser ilk kez 1730'da, yayınlanmıştır. Bu şairlerin kullandığı alfabe de, Aramice, yani Arap alfabesiydi.

Yüzbaşı Noelin tavsiyeleri doğrultusunda, Ünlü Kürt düşünürü Mir Celadetin kararı ile, Latin alfabesi de Kürt dili ile tanışmıştır. Kürtlerin Latin harfleri ile tanışması son yetmiş yılda gerçekleşmiştir. Bu nedenle yaşı yetmişin altında olan Kürtler , önceki dönemlere ait yazılı eserlerden yararlanma şansı bulamamıştır. Keza yetmiş yıla yakındır ki Irak ( Güney ) ve İran ( Doğu ) Kürtleri de Latin harflerle gelişip yaygınlaşan Kürtçe eserlerden istifade edememektedirler.

Kuzey de ise.  (Türkiye parçası ), son yıllarda, özellikle de sürgünde güçlü edebi eserlere rastlamaktayız. Kurmanci lehçesi ve Latin harfleri ile yazan Kürt edebiyatçılarının başında, Mehmet Uzun, Jan Dost, Kemal Burkay, Murad Cıwan, Mahmud Lewendi, Fırat Ceweri,Helim Yusif, Feqi Hüseyin Sağnıç, Muhsin Kızılkaya, Mustafa Aydoğan, Enwer Karahan, Malmısanıj, Lokman Polat, Munzur Çem, Rohat Alakom, Felat Dilgeş, Ziya Avcı, Aram Gernas, Hasan Kaya, Zana Farqini, Sami Tan, Abdullah Varlı, Ali Karadeniz ve adını sayamadığımız bir çok yazar ve edebiyatçı Kürt dilinin gelişmesine önemli katkılar sundular.

Dildeki lehçe farkları, kullanılan farklı alfabeler ve Kürtlerin bölünmüş yapısı daha güçlü bir dil ve edebiyatın doğmasını engellemiştir. Kürt edebiyatı, Kürtlerin birlikte yaşadığı ulusların edebiyatını da etkilemiş ve onlardan da etki görmüştür. Keza benzer bir duruma dil alanında yaşanmaktadır. Kürt dilinde de,  karşılıklı etkileşime rastlamak mümkündür. Bu doğal ve kaçınılmaz bir sonuçtur.
Nav Kürd
yorum | | Devamı...

İsyan Demircileri

sözcüklerimizle karanlığı ezip geçtik
artık önümüz hep aydınlık.
yüreğimizden dünyaya
pahalı sevgiler ışıldıyor.

bir barış türküsüdür;
baharda açan çiçek
mavilikte uçan kuş
toprakta börtü böcek.

yaşamak, fırından yeni çıkmış ekmek gibi
sıcak ve doyumsuz,
ümitli bir şey.

yaşamak, alın akı hürriyet.



İletişim;

Ad

E-posta *

Mesaj *